bjk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bjk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

KAHİN !!! DENİZLİ İÇİN DENİZ BİTTİ...


Beşiktaş'ın neresini anlatmalı bilmiyorum.Neresine elimizi atsak elimizde kalıyor. Yıldırım Demirören Yönetimi biz Beşiktaş taraftarına rağmen o çapsız ve dengesiz haliyle koltukta oturmaya devam ediyor...Etsin bakalım.O yönetimin getirdiği bu ülke futboluna çok şey kazandırmış Büyük Mustafa Denizli ile de hafta içi yeni sözleşme imzalandı...İmzalansın bakalım.Ve rüyasında bile o formayı göremeyecek futbolcularla o yönetim ve teknik adam yeni sözleşmeler yaptı önümüzdeki yıllar için...Biz hariç başta yönetim ve teknik adamımıza hayırlı olsun.
KURDUN KUZUYU YEMESİNDE ŞAŞIRACAK BİR ŞEY YOK...ŞAŞIRDIĞIMIZ ŞEY BİZ KUZULAR NİYE HALA O KURTLARA AŞIK OLURUZ İŞTE ARAŞTIRILMASI GEREKEN ŞEY BURASI...
Beşiktaş'ın kalbi Çarşı Grubu süreç içerisinde, bu iş bilmez,aciz,basiretsiz, futboldan anlamaz yönetimin celladı olacaktır burası kesin...Bizim anlamadığımız bu Mustafa Denizli'nin ve futbolcuların durumu...
Mustafa Hoca'nın futbolu bilmediğini,futboldan anlamadığını söylemek için biraz dangalak olmak lazım...Ama bu Mustafa Hocanın gece yada gündüz ya da yatağına uzanıp gözünü kapattığında şöyle derinlemesine kendi içinde özeleştiri yaptığına inanmıyoruz...Eğer yapsa idi bunun farkını bir şekilde görürdük gibime geliyor.Özeleştiri falan hak getire...Hatalardan ders çıkartmak aynı hataları yapmamak bu ülkede onur kırıcı bir durummuş,geçmişin inkarı gibi geliyor bazı insanlara...
Denizlispor'a karşı oynarken korkuyorsun,Ankaragücü'yle oynarken Beşiktaş'a yakışmayacak rezil bir futbol oynatıyorsun...Trabzon'a karşı oynarken korkudan tir tir titriyorsun...Üstelik bunu senin yönetiminde 2 yıldır hemen her takıma karşı sergiliyorsun...Ola ki takım tesadüfen bir tane atarsa kahraman oluyorsun...kahin oluyorsun,cesur oluyorsun...oyunu okumuş oluyorsun...Hadi be oradan... Rikkaard'a karşı acımasızca eleştiri getirenler iş Mustafa Hoca olunca kuzu oluyorlar nedense...E milliyetçilik ve kafatasçılık bu ülkenin çok iyi bildiği birer ideoloji...
Geçen hafta yada bu hafta yada ondan önceki haftaları da kapsayacak şekilde Mustafa Hocaya açık açık sormak lazım...Sahaya çıkarttığın bu korkak ve savunma ağırlıklı kadro bu oyun felsefesiyle nasıl gol atar ? Eğer geriye düşmemişsen yada mağlup durumda değilsen organize,olgun bir atak bile geliştiremeyen bu Beşiktaş takımı nasıl gol atacak? Söyle Mustafa Hoca söyle ? Sesli düşün ve bizde öğrenelim bu takımın nasıl gol atabileceğini...Tesadüfen karambol olacak,rakip defans hata yapacak, ve gol olacak...Kendi kişisel becerin,kendi oyun kurgunun hakim olmasına çalışmak,sistemin,oyun anlayışın,organize oluşun nerede ?Söyle cesur ve kahraman Mustafa Hocam söyle utanma....
Tamam Beşiktaş'ın kadrosu düz futbolculardan kurulu,yaratıcı oyuncu eksikliğin var...Sakatın çok...şu bu...Hepsini geçtim...İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır tamam. Maalesef sahaya sürülen Beşiktaş'ın kaliteli ayakları da ortada.İyi güzel de bu kadroyu biz yapmadık, yani bizim en ufak bir suçumuz yok...İş gene o kadroyu oluşturan yönetim ve sana çıkıyor Mustafa Hoca...
Bizi rahatsız eden şey şu...Bunca eksiğe ve sakata rağmen Beşiktaş'ın elindeki kadro zafiyetini sahaya sürdüğün bu kadronun bile oyun anlayışıyla,sistemle adına ne dersen de yada saha organizasyonuyla daha iyi bir futbol ortaya koyacağı gerçeğine inanmamız.Fiziki yetersizliğine karşın her maç oyunu çözmesi için Mustafa Hocanın inadına ilk 11 e koyduğu, en yaratıcı-teknik oyuncumuz olan Yusuf'un Serkan karşısında düştüğü acıklı durum bizden çok Yusuf'un canını acıtıyordur herhalde. Yani artık Denizli'de kahve de anılarını anlatacak duruma düşmüş Yusuf la, geçmişinde bir numarasını görmediğimiz İbrahim Kaş'larla, Serdar Özkan'la, bunca yıldır bir türlü ne yapıp ne yapamayacağını bilemediğimiz dengesizler Holosko ve Finkle, bu işler ancak bu kadar olur...Sahada oynayanların dışında birazda Beşiktaş'ın geleceğini oluşturacağına inandığımız Neciplere,İsmaillere,Rıdvanlara Onur'lara şans versen onu da anlarız...Ama nerde...Sen de yönetimde nereye kadar günü kurtaracaksınız görelim bakalım çünkü bu maçta son kez gördük ki artık Denizli için kehanet ve deniz bitti ve Denizli artık çıplak...Mustafa Hocanın Beşiktaş'a 2 yıldır oynattığı bu oyun sistemiyle bu takımın tipik santraforu Nobre neredeyse gol atmayı unuttu. 2 sezondur böyle bir oyun şablonunda ilerde yalnızları oynayan Bobo'ya kızamıyoruz bile ve onun adına sadece üzülüyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki...Bu kadronun içinden geçmiş yıllarda çok sıcak bakmadığımız İbrahim Üzülmez'den ve İbrahim Toraman'dan Ernst'ten ve Ekrem'den ve Uğur'dan vermiş oldukları mücadeleden akıttıkları terden ve emekten dolayı da geçmiş yıllar adına özür diliyoruz...


10 Nisan 2010

27 Mart 2010 Cumartesi

İKİ FARKLI BEŞİKTAŞ...


Lider Bursaspor'un dün yenilmesi başa oynayan diğer takımların bundan sonraki maçlarının önemini daha bir artırdı.Lakin görünen o ki Beşiktaş'ın bugünkü Eskişehir maçının önemini anlaması için ilk 20 dakikada 2-0 geriye düşmesi mi gerekiyordu acaba ?.Beşiktaş'ın ilk şutunu 22 dakikada atmış olması da bunun başka bir kanıtı olsa gerek.Bizce işin doğrusu ne dün Bursa'nın yenilmesi ne de ligin boyunun kısalması değil Beşiktaş'ın sorunu.Başta bu takımın Teknik adamının futbol kafa yapısı ve oyun sistemi, sahadaki oyuncu kalitesi ve genel kadro yapısı ve bu futbol oyununa bakış açılarıyla direk alakalı bir sorun.Yoksa Bursa yenilmiş,ligin sonu yaklaşmış bu değil sorun.
Açık açık yazalım.Bizim anlamadığımız şu.İlk 20 dakikada 2-0 geriye düşen Beşiktaş'ın oynadığı oyunla, bu dakikalardan sonra sahada oynadığı oyun arasındaki farkı yaratan sebep nedir?Bizce bunun iki açılımı var.
Birincisi Mustafa Hocanın geriye düştükleri dakikaya kadar oynatmaya çalıştığı sistemin geçerliliğinin olmaması...İkincisi iki farklı geriye düşülen dakikalardan sonra sahada sistemin yerine oyuncu insiyatifli(sistemsizlik) bir oyun kurgusunun sahaya yansıtılmaya çalışılması.Sorulması gereken soru şu.?Bu takım geriye düştükleri anda nispeten daha pozitif bir futbol oynayabilme yeteneğine sahipse bunu neden maçın başından itibaren sahaya yansıtamaz ki? Bu takımın kendi futbol kimliğini sahaya yansıtması için mağlup duruma düşmesi mi gerekiyor.?Kim ne derse desin ama bu konuda her yol Mustafa Hocaya çıkıyor.Mustafa Hoca sistemin değil sistemsizliğin adamı.Onun gibileri sistemle değil sistemsizlikle besleniyor çünkü.Korkan, silikleşmiş,mağlup duruma düşmekten korkan, önce gol yememeyi kendisine ilke edinmiş bir takımın teknik adamının adının Mustafa Hoca olması bizi fazlasıyla üzüyor.
Bu Takımın başında iki yıldır görev yapan Mustafa Hoca'yı 15 yıl sonra Beşiktaş Teknik adamı olarak nasıl hatırlayacağız acaba? Geçen yıl ki biraz da tesadüflerle gelen şampiyonlukla mı hatırlanacak Mustafa Hoca ? Başka ??? Bu ülke futboluna cesareti,kaybetmemeyi,oyunun inadına hücum yanını öğreten hoca bugünkü Mustafa Hoca'mı? Baharla birlikte fena halde yüreğimiz yanıyor.
Biraz da oynanan oyundan bahsedersek...Beşiktaş Mustafa hocanın elinde orta sahasız oynuyor.Takım ikiye ayrılmış.1) Defansif görevli oyuncular.Bunlar genellikle takım gol yememişse 7-8 kişiden oluşan hücumda hiç görülmeyen düz oyuncular...2) Hücum hattı oyuncuları...Hücum dediysek yanlış anlaşılmasın bir Bobo var ilerde.Biraz da ona yakın oynayan figüran oyuncular.Tello gibi,Nihat gibi...Top defans ve ön liberodaki oyunculara gelince vur topu ileriye...Şişir babam şişir...Sahanın ortasında bulunan Beşiktaşlı oyuncular geriden şişirilen bu toplara Filistinli gerillaların İsrail'in gönderdiği havan toplarına baktıkları gibi bakıyorlar.Beşiktaşlı oyuncular yakında boyun fıtığı falan olurlarsa hiç şaşırmam.Kenar yönetimi de bu topları izleyip duruyor.
Futbolculara zerre suç bulmuyorum.Bu takımın Hocası: Ne yapıyorsunuz siz ? demez mi futbolcularına.Kenarları kullanın,topu şişirmeyin,gelişigüzel orta yapmayın...pas atın...ayağa oynayın,göbekten delin oyun mesafesini daraltın...Oyun içinde yapılabilecek her şeyi bıkmadan inatla ve ısrarla defalarca deneyin demiyor mu? Mustafa Hoca söylemiyor, ikaz etmiyor demek ki...ve antrenmanda da çalışılmıyorsa kaçınılmaz son...Fenerbahçe maçlarında Guiza'yı, Beşiktaş maçlarında Bobo'yu seyrederken 3-5 defans oyuncunun arasındaki çabaları,halleri,çırpınmaları dokunuyor bize.
Biz Gökhan Zan'ı bu oyun anlayışından(top şişirmelerinden)dolayı sevmedik,sevemedik.Gerekirse Sivok'u ve formu son günlerde bariz şekilde düşen Ferrari'yi de sevmeyiz.Bu maçta 3 ayrı yerde oynayan ve sahaya her şeyini koyan İbrahim Toraman'ı da sınırlı yeteneğiyleUğur İnceman'ı,Ekrem'i ve 35 inden sonra oyun tekniğini geliştiren deli İbo'yu da emek ve çabalarından,akıttıkları terden dolayı dolayı sevmeye de devam ederiz.
Son Söz: Derdimiz takımımız Beşiktaş'ın, her şeye ve herkese rağmen kazanması,yada şampiyon olması değil.Takımımızın bir futbol kimliği ve kişiliğinin olması ve bunu Israrla mağlup,galip berabere fark etmez sahaya yansıtması.Bu takım her şeye karşın bu kadrosuyla daha pozitif ve daha yürekli oynayabilir.Bu korkmuş halinin tek sorumlusu da kesinlikle Mustafa Hocadır.İyi niyetinden,insani özelliklerinden,futbolculara yaklaşımından kendimize çokça iyi örnekler bulabileceğimiz Mustafa Hoca ya rağmen bu takım şampiyonda olabilir.Ama insan Mustafa Denizliye saygı duyarken teknik adam Mustafa hoca bir kaç yıldır sermayeden yemeye başlamış...Yazık...

27 Mart 2010

15 Mart 2010 Pazartesi

Mübarek Messi misin? İbrahim Kaş mısın?


Beşiktaş, Denizli deplasmanında sadece kazandı. Bu futbolla kazanmayı her şey gören ve çok şey sananlara bu galibiyet hayırlı uğurlu olsun. Mustafa Denizli'nin sahaya sürdüğü yeteneği sınırlı,oynamaya değil,oynatmamaya yönelik oyuncu kadrosundan fazlasını beklemek de saflık olur zaten.Kişiliksiz,korkak ve oyun sistemini sadece gol yememek üzerine kuran,üstelik de bunu Mustafa Hocayla ligin sıradan takımlarına hatta bizce düşmesi kesin Denizlispor'a karşı oynatan bir futbol kafasının nesini sorgulamak gerekir ki...Bu ülkede futbol alimleri hep söyler: Lig başında takımlarımızdan iyi futbol beklemiyoruz çünkü lig uzun soluklu bir dönem...Yazın sıcağı,futbolcuların tatili,yeni transferlerin uyumu, rehavet falan filan...Eee ligin ortalarında, saha şartları, araya yağmur, çamur, kar, tipi, boran, fırtına girer bu dönemde de iyi futbol beklenilmez...Ligin sonu gelir şampiyonluk derler,stres derler,iyi futbol beklemek gerekmez önemli olan 3 puan derler...Eeee Peki biz bu ülkede ne zaman iyi futbol göreceğiz söyleseler de o zaman takılsak futbol denilen şu garip oyuna...
İçimiz dışımız 3 puan olmuş,oyunun güzelliğini,seyir zevkini,görsel güzelliğini çoktandır unutmuşuz. Bizimkisi de olmayacak bir dua galiba...Olsun biz yine de umutluyuz ve Amin diyelim. Değinmeden geçemeyeceğim bir diğer husus da şu: Bugünkü maçta ilk 11 de sahaya çıkan bir İbrahim Kaş vakası var.Sözüm ona altyapıdan yetişmiş,Beşiktaş'ın öz evladı imiş...(Öyle diyor birileri ne demekse) Sonra bedelsiz İspanya'ya gitmiş ve Çuvalla para verilerek geri alınmış bu sözüm ona öz evlat......Kim niye aldırdı ve neden alındı bilemem ama bu Beşiktaş'ın bu İbrahim Kaş'a zerre ihtiyacı falan yok. Bu futbolcunun daha önce oynadığı maçları da göz önüne aldığımızda bu takımın formasını giymesi bir mucize...Evet ama gel gör ki bu futbol dahisinin özellikle maçın 75 ve 86. dakikalarda yaptığı iki hareketi gördükten sonra öz evlat hançeri göğsümüze göğsümüze batırıyor da gıkımız çıkmıyor. Bahsettiğim pozisyonlar kalemizden uzakta, orta saha civarında olan pozisyonlar.Gel gör ki bir futbolcu çok rahat bir durumda iken ve boşta olan sağda solda arkadaşları varken varyeteye kaçıyorsa ve bu futbolcuda İbrahim Kaş gibi bir topçuysa bırakın o formayı ona giydirmeyi takım otobüsüne almam ben o adamı...Hani bilmesek ve görmesek sahada mübarek İbrahim Kaş değil de Messi var sanacağız... İbrahim Kaş gibi bir futbol dahisi ve yeteneği buralarda heder oluyor.İspanya'ya dön İbrahim sakın bir daha da gelme olur mu ? Olmaz tek gitmem ben diyorsan diğer öz evlat Serdar Özkan'ı da verelim.Yine olmaz dersen Batuhan'ı da al götür.Aslında sorun asla bu futbolcularda değil, bakmayın siz onlara bunları yazdıklarımıza...Bu alt yapı denilen şey ne ise onu yönetenleredir eleştirimiz...Sadece yeteneği geliştirmek değildir altyapı hocalarının görevi biraz da kişilikli ve sağlıklı kafalara sahip futbolcular yetiştirmektir.İbrahim Kaş'ların,Serdar Özkan'ların, Batuhanların Beşiktaş altyapısından çıkması ve bu kafaları taşıması çözülemeyecek bir sorun asla değildir.Ama burası Türkiye ve bu tür futbolcuları yetiştirenlerinde yetiştirilmeye ihtiyacı var ve onlarında kafaları sağlıksız ve hasta...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Tek Kare

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yaratıcı Futbolcular ve Korkak Denizli?


Tek tek sayarsak: kalemizde Rüştü,İbrahim Toraman,Sivok,Ferari,İsmail,dörlü bir defans.Önlerinde Fink ve Erst.Solda da Ekrem var. Ettimi 8. Kalanlar Tello,Nihat ve en uçta da Bobo.
Şurası çok açık ve net. Beşiktaş'ın Manisa maçına çıkan ilk 11'inin, yukarda saydığımız ilk 8 futbolcusunun yıllık gol ortalaması bir sezon boyunca toplamda 10 gol olabilir mi? Bu futbolcular hayatları boyunca bu gole ulaşabilirler mi bir sezon boyu? Kim nasıl oynarsa oynasın iyi yada kötü derdimiz bu değil.Ama futbol nihai olarak rakip kaleye gol atma üzerine kurulu bir oyun. Özellikle bu 8 futbolcuyla maça başlayan bir kafanın gol diye bir derdinin olmaması gerekiyor.
Belki zorluk derecesi yüksek yurt içi ve yurt dışı maçlarında, maç sonucunu da düşünerek oynamak değil ama oynamamak üzerine kurulu bir oyunda bu kadroyla istediğin sonucu alabilirsin, yada saha içi taktiğin belki işlerlik kazanabilir. Ama rakip Manisa gibi sıradan bir takımsa ve sen tam 8 futbolcunu oynamamaya-bozmaya yönelik bir kadroyla çıkartıyorsan dilim varmıyor ama sen fena halde korkmaya başlamışsın Mustafa Hoca.
Manisa maçında tek golümüzü atan Bobo'yu bir tarafa bırakırsak, diğer gol umudumuz Tello geçen yılki sonucu değiştirebilen Tello değil. Nihat bildiğimiz Nihat'ı geçtik,boş işler yapmakta üstüne yok. Nihat'a kötü futbolcu demiyoruz ama vurmaması gereken yerlerden topa vurması, bencilliği, egoizmi gevezeliği, saha içinde yardımcı hakem tavırları fena halde canımızı sıkıyor. Nihat şans bulduğu sürece elbette gol atacak atmasına da o gol atmasından sonraki kahraman,maç kurtaran futbolcu tavırlarının da gözümüzde pek bir önemi olmayacak.Bir insan geçmişiyle ne kadar yaşayabilir ki? İnsanın ne olduğundan çok ne olacağı önemlidir. Nihat'a bunu birilerinin hatırlatması gerekiyor.
Futbolda nihai amaç goldür, gol ise usta ayakların işi.Yeni şeyler keşfetmeyi ısrarla ve inatla başka mecralarda aramak gerekiyor Mustafa Hocam. Kenarda bekleyen ve unutulan, en azından Nihat kadar, Uğur İnceman kadar, İbrahim Kaş yada Serdar Özkan kadar şans verilmesini beklediğimiz Tabata varken sen o yukarda saydığımız 8-9 düz, futbolun sadece koşu yanıyla öne çıkan futbolcularla maça başlarsan, maçların sonucuna da, ligde en az gol atan takım olmamıza da fazla şaşırmamak gerekiyor.
Beşiktaş yıllardır saha içi yaratıcı oyuncu sıkıntısı çekiyor. Bu işlerde öyle Yusuflarla Serdatlarla olacak iş değil.Kenarda olanlar kullanılmıyorsa bu soruna bir şekilde çözüm bulmak gerekiyor. Sahaya çıkan böyle bir kadronun nasıl gol atacağını birinin bize söylemesi gerekiyor.En başta da sözüm ona hücum futbolu savunucusu cesur Mustafa Denizli'nin ?...
13 Aralık 2009

4 Aralık 2009 Cuma

KARTALIN DİYARBAKIR AÇILIMI...Hepimiz Kardeşiz.


Beşiktaş bu sezon ayağına kadar gelen liderlik fırsatını istemedi desek yeridir. Anlaşılan o ki bu 9 da 9 yapmak kimseye kısmet olmayacak. Oysa bu sezon belki de ilk defa rakibini sahasından çıkarmayan bir Beşiktaş izledik. Sağdan, soldan, ortadan yüklendikçe yüklendi takım ama top bir türlü kaleye girmedi.
Mustafa hocayı sahaya çıkarttığı kadro itibarıyla eleştirmek insafsızlık olabilir.Lakin topu hep ayağına isteyen ve bekleyen Tello neyse de, Nihat'ın ikinci yarıda oyuna giren Tabata'nın özellikle de Yusuf'un oynadığı futbolun sorgulanması,gol umudumuz Nobre'nin verimsizliği acilen derinden incelenmelidir.
Bu saydıklarımız sözüm ona takımın yaratıcı olan teknik ayakları, gol umutları yani.Ama görünen o ki, bu ayaklar son haftalardaki yoğun maç trafiğinden dolayı yorgun düşmüşler.Bunu ikinci yarıda açık seçik gördük. Bir ara baktım da takımın dinamosu Ernst bile yürüyemez durumda.
Bazen istenmeyen sonuçlar almak kaçınılmazdır, olur böyle şeyler. Beşiktaş maç boyunca önemli fırsatlar kaçırdı.Bazen futbolcularımızın beceriksizliği bazen de Diyarbakır kalecisi Gökhan'ın becerisi öne çıktı.
Yukarda da belirttiğimiz Beşiktaş bu maçtan galip çıksaydı bile sorgulanması ve düzeltilmesi gereken saha içi sorunları var. Belki bu Yusuf'la sezon içinde birkaç maç maç kazanabilirsin ama yüzünü, ileriye- geleceğe dönemezsin.Belki Nihat gelecek maçlarda daha verimli olacak ama, şimdilik şu saha içi verimsizliğinde bile takımın sahibi gibi davranmamalı.Takımın gol umudu Nobre 1 yıldır gol atamıyor. Değil 300 gün, 3000 günde maç oynasa bu Nobre'ye gol umutlarını bağlayan takım ancak günü kurtarır geleceği değil. Yalnız sorun Nobre'den çok oyunun genel yapısıyla da alakalıdır bir durumdur bu.
Ne yaparsan yap bazen istediklerin olmaz saha içinde, bu maçta öyle bir maçtı.Beşiktaşlı futbolcuların canları sağ olsun. Belediye takımlarını değil ama farklı bölgelerimizdeki şehir takımlarının ligimize renk katacağından hareketle, Diyarbakır şehrini de, takımını da severiz. Varsın onlara puan verelim. Başlıkta da dediğimiz gibi hepimiz kardeşiz nasıl olsa.

22 Kasım 2009 Pazar

Unuttuğumuz Sevinçler...


Beşiktaş'ın kendi evinde, ezeli rakip Fenerbahçe'yi net bir skorla 3-0 yenmesi epeydir kupa maçları haricinde tatmadığımız bir mutluluğu yaşattı bize.

Bu maç öncesi rakip teknik adam Daum'un Fenere oynatacağı futbol belli. Sağlamcı bir anlayışla yenilmemek üzerine kurulu klasik bir alman futbol kafası. Buna karşılık geçmişte bütün maçlarına kazanma arzusuyla çıkan Denizli ise her maçta gerek anlayış,gerekse de çıkarttığı kadro itibarıyla istikrarsız ve bilinmezlikle dolu.

İki takımda bu maçta önce yenilmemek üzerine kurmuş futbol felsefesini. Alman Daum'u anlarız da Denizliyi anlamak diyalektik bir sorun. Şimdilik O iş de da bizi aşar bir bilene sormak lazım.
Önce Fenerbahçe ye bakalım. Kenarda Semih dururken Kazım'dan santrafor yaratmak belki futbol anlayışı olarak doğruda. Bu pototipe uyacak adam Kazım mı işte orası tartışılır. 75'de kırmızı gören ve ondan sonrada eksik kalan Fenerin santraforu olabilecek adamı değildir Kazım, Drogba değil ki Kazım. Emre sakatlanıncaya kadar ortada geçen maç, onun çıkmasıyla Beşiktaş'a döndü desek yalan olmaz. Lugano yorgun,Önder tedirgin Carlos gitmeyi kafasına koymuş misafir sanatçı gibi.Gökhan ise bizi de şaşırtan düşük bir performans izliyor. Alex ise Alman Fink'in pençesinde sağından soluna dönemiyor.
Fener bu halde iken Beşiktaş'ımız nasıldı peki.

Özellikle şunun altını çizmekte fayda var. Beşiktaş'ın bu defans anlayışı benim son yıllarda gördüğüm en uyumlu ve en agresif defansıdır.Sağda Toraman vebu maçta iki asiste oynayan solda Üzülmez ve göbekte Sivok,Ferrari dörtlüsü neredeyse kusursuz oynuyorlar epeydir. Önlerinde oynayan Ernst ise bu takımın motorudur desek abartmış olmayız. Bu maçta bizi asıl şaşırtan şey, Beşiktaş'ın kadrosunda bizim pek de sıcak bakmadığımız Fink oldu. Alex'le adam adama oynayan ve sahadan Alex'i silen bu futbolcu bizim sahalarda pek sık görmeye alışkın olmadığımız ilk golü atarak da bu maçın kazanılmasında başrol oynadı.Bobo'nun attığı ikinci golün zorluğunu da, ancak bu işi gerçekten bilen bilir.Beşiktaş'ın forvetinde Nobre'mi yoksa Bobo'mu oynar ? diye tartışma yürütenlere bir selamda biz çakalım Bobo'mla birlikte.

Milletin ağzında bir laf dolaşıyor epeydir. "Serdar Özkan yeteneklidir "diye. Diyelim ki ve farz edelim ki doğrudur bu görüş... peki bu yetenek ne işe yarar ki ? Batsın böyle yetenek ve olmaz olsun. Özkan gibi yetenekli olmaktansa İbrahim Üzülmez, Fink ve Ernst gibi olmak daha önemlidir gözümüzde. Yeteneğine inanmadığım ve hep kuşku duyduğum, şüpheyle baktığım Serdar Özkan'a o formayı hiç bir zaman yakıştıramadım ben. Yetenekleri varsa gitsin Bursa'da, Antep'de göstersin.
Birde Yusuf sorunumuz var bizim. Allahı var S.Özkan'ın tersine topla iyi haşır-neşir ve 3 kişiyi geçmeden,onları sağa sola yatırıp orgazm olmadan kimseye top falan atmıyor. Yıl 2009 ...Günümüz futbolu ve Yusuf...Boş versene...

Her şeye rağmen bu galibiyet Beşiktaş'ıda şampiyonluk yarışının içinde tutacaktır.En azından temennimiz bu yönde.
Hiçbir yasal gerekçe yokken ve faşizan bir tutumla 1 yıl süreyle stadlara alınmayacak olan arkadaşların yerine....Haydi hep beraber...


Yeterrrrrrrrr Yıldırım Demirören Yeterrrrrrrrrr

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Şampiyonluk Geliyor


Son haftaya giren lig'de eğer bir futbol mucizesi olmazsa Beşiktaş rakiplerinin önünde ipi göğüsledi gibi. Rakiplerinden 2 puan farkla önde gidilecek Denizli deplasmanında şampiyonluk turu atılır, bizde coşkuyla bu sevince ortak oluruz. Başka bir alternatifi düşünmek bile istemiyoruz.
Bugünkü Galatasaray derbisinde oynanan futbolun teknik-taktik oyun analizi umurumuzda bile değil. Çıktık, oynadık ve yendik.Ötesi çok da derdimiz değil. Gerilimin tırmandığı, son haftalarda bu saatten sonra oynanan oyun konusunda biraz hoşgörülü olmak gerekiyor.
Beşiktaş'ın Galatasaray maçında oynadığı oyunun eleştirisi ve gelecek sezonlara ilişkin yapılacak eleştiri hakkımızı saklı tutuyoruz. 100. yılda gelen yani 2003 den beri görmediğimiz, unuttuğumuz şampiyonluk sevincini yaşamak adına bu hakkımızı pas geçiyoruz.
Bize bu coşkulu sevinci yaşatan başta futbolcular,teknik adam,muhteşem taraftarlara sonsuz teşekkürler. Bu hayatta görüp göreceğimiz Aşkların en büyüğüne Beşiktaş'a gönül veren herkes dostlara selam olsun...

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Şampiyonluk geliyor...


Ankaragücü Beşiktaş maçını maalesef Ankara tribünlerinden seyretmek zorunda kaldık. Kısaca rezil bir ortamda küfür yiye yine seste çıkartamadan üstelik maçı tamamladık. Yanı başımızda Ankaragüçlülerin birbirleriyle kavgasıda işin tuzu biberi oldu. Bizde uzaktan uzağa çarşıyı seyrettik.

Mustafa Hoca Sahaya çıkarttığı kadroda yine değişiklik yapmış. Ekrem kenarda beklerken, defansın sağına İbrahim Toraman yerleştirilmiş.Cezalı Sivok'un yerine defans göbeğinde Zapo, Gökhan'a partner olmuş. Önce buradan başlayalım. Denizli, sanıyorum bu defans bloğunu Ankaragücü forvet oyuncularının boy avantajını bertaraf etmek için yapmışa benziyor. Lakin Ankaragücü'nden yenilen beraberlik golü işin teori ve pratiğinin çok da örtüşmediğini gösterdi bize. Ama bu Zan ve Zapo'nun bu sezon birlikte oynadığı hiç bir maçın rahat geçmediği gerçeği de tüm çıplaklığıyla önümüzde duruyor. Gökhan'ı son oynadığı maçlar hariç hiçbir şekilde tutmuyoruz ve beğenmiyoruz. Bizi asıl şaşırtan geldiği ilk günlerde çok umut bağladığımız Zapo'nun durumu. Bu yıl oğluma aldığım ve arkasına ismini yazdırdığımız forma Zapo'nun forması. Ama müthiş bir hayal kırıklığına uğradığımı belirteyim. Dün de dikkatlice izlediğim Zapo'nun ilk toplara girme ve rakibe müdahale konusunda hep zamanlama hatası yapması. Korkarım bu Zapo bu haliyle ve bu formuyla uzun süre bizde kalamaz, kalmamalıdırda.

Kalede Rüştü -Toraman, Zan-Zapo-Üzülmez defans bloğunu, onların önünde Cisse önünde Ernst, sol kanatta Yusuf, sağ kanatta Holosko, en ilerde Bobo ve daha çok Bobo'nun arkasında serbest oynayan bir Tello ile maça başladık.

Beşiktaş takımında başta çıkana kadar Tello, Cisse, Üzülmez ve Ernst beğeni ile izlediğimiz futbolculardı.Diğer futbolcular ise maç boyunca ellerinden geleni yaptılar.Haklı bir galibiyetin ardından şampiyonluk ateşi bu yıl bitecek gibi gözüküyor. Biz taraftarlar haramilerin saltanatını yıkmaya hazırız, yeter ki takımımız hazır olsun.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Beşiktaşkın tomurcuğu can bulacak


Dün gece sevgilim aradı
birdenayrılalım dedi hayır yok senden
Beşiktaş'ı daha çok sevdin benden
bitti gitti dersin soran olursa

Üzgünüm sevgilim anlaşamadık
siyah beyaz aşkı paylaşamadık
işte böyle birşey Beşiktaşlılık
deplasmanda dersin soran olursa

Bir haftadır tüm Beşiktaş taraftarları kahrolduk. Mecnun Leylaya, Ferhat Şirine bu kadar yanmadı.Geçen hafta bir kez daha anlaşıldı ki hayatımızda ne kadar da önemli bir yer tutuyormuş bu aşk.


Oynadığımız Ankaraspor maçının teknik - taktik, saha yerleşimi, kadrosu, sistemlerin canları cehenneme...Biz bu maçı aldık ya, Sivas'ın kendi sahasında yenilmesiyle liderik ya. Yaşasın hayat yaşasın Beşiktaş aşkı.


Biz bu Beşiktaş aşkıyla dağları da deleriz, ateşlerde de yanarız.. Yeter ki bu yıl aşkın tomurcuğu can bulsun...

3 Mayıs 2009 Pazar

2' de 1' de Yüreğim Kanıyor...


Ciğerim yanıyor,

Yüreğim kanıyor...

Solmasaydı gülümüz böyle !.

26 Nisan 2009 Pazar

Şampiyonluğa 5 var...


Dün Sivas'ın rahat Trabzon galibiyeti, Beşiktaş'ın zorlu Eskişehir maçını daha bir önemli hale getirdi. Sezon sonuna yaklaşıldıkça ligin Sivas ve Beşiktaş cephesinin hata yapma lükslerinin olmadığı ortada. İşin Sivas cephesi bizi ilgilendirmiyor Biz Beşiktaş'a bakalım...

Mustafa Hoca'nın sahaya çıkarttığı kadroya baktığımızda getirebileceğimiz eleştiriler var. Bunlara kısa kısa değinelim. Defansımız sağda İ.Toraman, solda Ekrem, göbekte Zan ve Sivok'la başladı maça. Bizce doğru bir diziliş. Son haftalarda yükselen formuyla Zan bizi şaşırtsa da biz onun yerine Zapo tercihini kullanabilirdik ama bu Gökhan böyle oynadığı sürece de tek laf etmeyiz. Defansın bu dizilişi tam da bizim doğru kabul ettiğimiz bir diziliş. Ekrem'in solda İbrahim Üzülmez yerine tercihi de gelecek açısından doğrudur.

Defansın önünde oynayan Ernst ve Cisse(ya da Uğur) tercihleri de bizce doğru bir orta saha kurgusudur. Buraya kadar sorun yok. Gelelim orta saha kenarlarında dönüşümlü oynayan Tello ve Özkan'a. Eski maçlarına nazaran son haftalarda biraz durgunlaşan Tello geçmişine hürmeten bir yere hoş görülebilir. O Tello bugün oynanan Eskişehir maçında da pek de iyi olmamasına rağmen 67.dakikada Bobo'ya yaptığı asistle görevini yaptı diyelim. Peki bu Serdar Özkan denilen 3.sınıf topçu ne iş yapar.? Ne zaman yapar.?Genç Serdar ne zaman önce takım diyecek, kendine oynamayacak takıma katkı sağlayacak. Bu adamın saha içi torpili kimdir? Bu Serdar altyapıdan çıkmış,gençmiş,yetenekliymiş Eeee... Ne zaman sahaya yansıtacak bu özelliklerini... Sorsan kendini Messi sanır... Arda'yla kıyaslar... Hadi lan oradan... Bir futbolcu sakat olur, formsuz olur, anlarız...Sen hep kafadan sakat, sürekli formsuz, sıradan bir futbolcusun ve Beşiktaş'ta ne işi var böyle adamların.

Bu günkü maçta Holosko'ya partner olarak ileride görev yapan, daha çok forvet bölgesinde oynayan Delgado'da Serdar Özkan'ın Latin Amerika ayağı. Sadece kafa yapıları farklı. Delgado ne olup ne olmadığını biliyor. Bizim Serdar onu da bilmiyor zavallı. Kaptan Delgado Yusuf'un gelişinden sonra biraz kımıldasa da yeterince takıma faydası yok zararı çok. Ne zaman kaptan bir maç kurtaracakta biz göreceğiz. Ölme eşeğim ölme...

Bu günkü maçta takımda bildiğimiz anlamıyla tipik bir santrafor yoktu.Tamam Nobre sakat kadroda yok. Peki Bobo neden yedek.? Hoca'nın tercihi elbette sorgulanmalı. Rakibin oyun ve kadro yapısına göre çıkartılmış bir kadro gibi geldi bize. İkinci yarıda Sivok'un yerine giren Bobo ve 81.dakikada Tello'nun yerine giren Yusuf tercihleri elbette sorgulanmalı. Mustafa Hoca koca bir ilk yarıları neden boşa harcıyor ? Yusuf'un bu kadroda yer bulabilmesi için daha ne yapmalı.? İlk golü ikinci yarı giren Bobo'nun atması, ikinci golü bir kaç rakibini ipe dizer gibi geçen ve Holosko'ya al da at diyen ve maça yedek başlayan Yusuf tercihleri her zaman tutar mı Mustafa Hoca?

23 Nisan 2009 Perşembe

Ligde Beşiktaş-Kupada Beşiktaş


Formalite bir kupa yarı final maçıydı.İlk maçta alınan 3-1 lik galibiyet ti buna sebep. Ama anlamadığımız Mustafa Denizli neredeyse ideale yakın bir kadro ile sahadaydı. Hoca Ankaraspor dan çekindi desek değil, peki her hafta takımın üstü başıyla bu kadar oynayan Denizli neden böyle bir kadro çıkarttı ki sahaya.

Bu sezon yeteri kadar şans bulamayan Serdar Özkan, Uğur, Erkan, belki Aydın Karabulut'ta sahada olmalıydı bize sorarsanız. Bu futbolcular böyle rahat bir maç ta oynamayacaksa ne zaman oynayacaklar.?

Ernst her zamanki gibi bu takımın çehresini değiştiren bir futbolcu olmaya devam ediyor. Biz seyrederken bu Almanı yoruluyoruz ama o maçın son bitiş düdüğüne kadar o formayı ıslatıyor, mücadele ediyor ya bir taraftar bir futbolcudan daha ne ister ki ? Devre arası gelen ve takıma bu kadar etki eden Türkiye liginde başka futbolcu var mıdır ? Kuşkusuz Vardır tabi ki ve Ernst'te onlardan biridir herhalde. Benim hatırladığım diğeri de Fenere devre arası gelen ve oldukça yararlı olan Nobre'dir ki o da bizdedir.

Bu günkü Ankaraspor maçında geldiği günlerdeki oyununa yakın hatta daha iyi oynayan Holosko'da harikaydı bize göre. Kaçırdıkları falan önemli değil bizim baktıklarımız bunlar değil. Soğuk, vurdumduymaz, koşamayan,rakip kovalamayan Holosko'nun yerine iştahlı, top oynamak isteyen,mücadele eden Holosko, bundan sonraki maçlarda böyle oynarsa şampiyonluk çok uzak olmaz Beşiktaş'a.Takımda evet şu kötü oynadı diyeceğimiz kimse yok gibiydi ama, Delgado her zamanki tek pas-ama yanlış pas uygulamasını gene bize sık sık gösterdi. Bobo durgun, gol atma adına kendini fazlaca sıkan bir gerilim içinde olmasa sonuç daha farklı olurdu gibi.Yusuf bu takımın en iyi top kullanan adamı ama sanki günümüz futbolunda son kullanması geçen futbolcu prototipi gibi. Topu alıyor,1 de değil 3 rakibi bekliyor, onlara çalımı atıyor, allahı var Delgado'ya göre güzelde pasını veriyor...İyide kendisinin olmadığı topsuz oyunun hiç bir yerinde maalesef Yusuf yok. Bu Onun yıllardır oynadığı futbol karekteri olmuş artık. Henry bile Yusuf'un yanında ferrari gibi kalıyor...

Bir şekilde Türkiye Kupası'nın bir kulpundan tuttuk. Bundan sonrası daha kolay olacak gibi. 26 Yıldır bu kupayı alamayan Fenerli dostlarımız kusura bakmasın...Başka kapıya... Daha yaşınız genç...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Denizli'nin Delgado sevgisi...


Artık kanıksadık. Takım ne zaman iyi gitse rakip takım değil ama Mustafa Hoca'nın Delgado aşkı depreşiyor. Hayır Hoca Delgado'yu sevsin bir şey demiyoruz ama takım iyi giderken tekere çomak sokmasın yeter. Hatta çok seviyorsa halı saha maçlarında beraber oynasın. Yeter ki takımdan uzak tutsun Delgado'yu.

Sadece bir tek futbolcu değil takımın sorunu. Takım yener-yenilir, berabere kalır derdimiz bu değil. Ama 3 yıldır bu futbolcuya dayalı oyunun işlerliği ve geleceği yok, peki bu kadar ısrar niye ki? Bobo,Holosko,Tello ve Delgado'lu bir takımın oynadığı oyunun günümüz endüstriyel futbolunda yeri var mıdır?

Takım savunmasına katkı yapmayan yapamayan bu kadar çok futbolcuyu bir arada oynatan bir teknik adamın kendisini sorgulaması gerekmiyor mu? Hayır Delgado'yu oynatınca takımın orta sahasında düşen direncin doğal olarak revizyona gidilmesi hamlesidir Cisse -Sivok değişimi. Orta sahada Cisse ya da Uğur'un Ernst'e partner olması gerekirken, Bobo,Holosko,Tello ve Delgado'nun birlikte oynamasından dolayı Ernst''in partneri bir hafta Cisse oluyor diğer hafta Sivok.Mustafa Hoca ligin boyunun kısalmaya başlandığı bu haftalarda artık karar vermeli. Ya Delgado'suz şampiyon olacak, ya Delgado'lu şampiyonluk kaçacak. Olay bu kadar basit. Delgado gününde olacak da ( 3 yıldır bir elin parmaklarını geçmez bu durum) keyfi yerine gelecek de oynayacak da, kopardığımız bir maçta 3.4. golü atacak da takımın lideri ve kahramanı olacak. Bizde ona güvenip istikrar adına takımı ona endeksleyeceğiz. Vay anam vay yemede yanında yat.

Bugün Beşiktaş, Bursa'yı yenebilirdi, yenilebilirdi de.Maçın kırılma noktaları ise şunlardı:
34. dakikada Young ceza alanı içinden vurduğu şutu önce Rüştü çeldi top direkten geri geldi, dönen topu Volkan Şen kafayla boş kaleye gönderdi top yine direkten geri geldi Sivok topu dışarı vurdu. 44. dakikada İbrahim Toraman ikinci sarıdan kırmızı gördü ve takım10 kişi kaldı.Mustafa Hoca ikinci yarıya Tello'nun yerine Cisse'yle başladı. Maçın 46 .dakikasında Holosko kaleci İvankov'la karşı karşı'ya kaldığı pozisyonda topu kaleye vurmak yerine kaleciye takılarak olası bir golden etti Beşiktaşı.Maçın ilerleyen dakikalarında Mustafa Denizli, Delgado'nun yerine Yusuf, Holosko'nun yerine ise Serdar Özkan'ı aldı oyuna. Dakikalar 76'yı gösterdiğinde, deli İbo'nun soldan çıkarttığı nefis pası Ekrem ters tarafa vursa top gol olacak ama Ekrem kalecinin yattığı tarafa vurarak bir golden ediyor takımı. Son dakikada Bobo yine nefis yükseliyor ama kalecinin üstüne vuruyor topu.
Bizim pek tutmadığımız Gökhan Zan'ında maç boyu harika oynadığını belirtelim bu arada. Darısı Delgadoyla, Serdar Özkan'a diyelim.

Kısaca karşılıklı ataklarla geçen ve ayağımıza kadar gelen liderlik fırsatını bu defa kaçırdık. Sağlık olsun. Umarım Mustafa Hoca bu maçtan gerekli dersleri çıkartır.

Biz bazı dersleri çıkarttık. Sivok defans tandeminde oynamalı, Onun orta sahaya sürülmesi 1 kişi eksik ve verimsiz oynatıyor takımı. Delgado yerine en azından ilk 11'de mutlaka formda Yusuf sahada olmalı, Ernst'in partneri Uğur ya da Cisse olmalı. Maçın 73. dakikasında oyuna giren ve 3 dakika sonra yorulan, koşamayan, bitik Serdar Özkan maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar vasat oynamasına rağmen koşan Ernst'e bakıp biraz utanmalı... Hatta ülkemizi teğet geçen bu kriz ortamında Delgado'yla birlikte Serdar Özkan süresiz ve ücretsiz izne ayrılmalı. ibreti alem için...

5 Nisan 2009 Pazar

Dışarıda deli dalgalar, içerde futbol oyunu var


Beşiktaş taraftarları takıma destek vermek için düzenlediği meşaleli yürüyüş sırasında emniyet güçleriyle arasında yaşanan olaylar son derece üzücü, üzücü olduğu kadar da düşündürücü. Şiddetin her sorunu çözemediği, en demokratik taleplerin bile bu kafayla çözümlenemeyeceğini görmek gerek oysa. One minute... Dışarıda bunlar olurken Beşiktaşlı futbolcular "Polis teşkilatının 164 yılı kutlu olsun" pankartıyla sahaya çıktı ve tribünlerde bu pankarta tepki olarak "kahrolsun emniyet" tezahüratı yaptı. Şu haklı bu haksız demenin düşman aramanın suçlu yaratmanın kimseye bir faydası yok onun için de sakin olunmalı alt tarafı spor yapıyoruz, takım taraftarıyız, maçlara eğlenmeye gidiyoruz değil mi ? Bende biliyorum ya da en azından tahmin edebiliyorum durumu da... ama yerseniz ... Ya da domuzluğuna anlamamazlıktan geliyorum anlayacağınız.

Neyse biz maça bakalım. Mustafa Denizli her hafta değiştirdiği kadroyu bu defa zorunlu olarak yaptı. Holosko, Tello milli maç ve yol yorgunu oldukları gerekçesiyle kenarda beklerken son Sivas maçında ön libero olan Sivok bu maçta defansa (bizce oynayabildiği en iyi yer orası) çekilmiş. Ondan boşalan yere Cisse geçmiş, Tello'nun yerinde ise Serdar Özkan var.Ve Yusuf bu defa ilk on birde başlıyor maça.Defans oynayan Sivok'da Toraman'da sağlam oynuyorlar. Kayserinin en ucunda oynayan çirkef Cangele'ye deyim yerindeyse nefes aldırmıyorlar.Defansın sağındaki Ekrem sağ kanadı Özellikle Ali Turan'ın atılması sonrası daha bir iştahla kullanıyor. İ.Üzülmez milli maç nedeniyle biraz yorgun, durgun. İspanya'nın forvetleri Torres ve Villa çocuğu perişan etmişler anlaşılan.Devre arasında gelen futbolculara pek sıcak bakılmaz, onların verimsizliğinden,takıma uyum sağlayamamasından dem vurulur ya hep.Bu ezber Ernst'le bozulacak anlaşılan.Bu alman mı çok iyi, Ertuğrul Hoca'mı şanssızdı, Mustafa Hoca mı çok şanslı anlayamadık. Bu takımda Ernst gibi sonuna kadar takımı için savaşan, rakibe nefes aldırmayan, elinde avucunda ne kadar ne varsa sahada bırakan bir kaç futbolcu daha olsa bu takımın sırtı zor yere gelir.Forvette oynayan Nobre her zamanki gibi savaştı,didişti, rakip defansla boğuştu ama oda gol bölgelerinde verimsiz bir futbolcu profilini değiştiremedi. Bobo ise girdiği gol pozisyonlarını gole dönüştürememenin soru işaretlerini bıraktı kafamızda. Ama önemli olan gol pozisyonuna girmektir deyip geçilecek bir dönemden geçmiyoruz.

2 ay sonra Tello'nun yerine şans bulan bizim çocuk Serdar Özkan ise atılan gölün mimarıydı. Yusuf'a yaptığı asist, gelişi güzel atılmış bir top değil, görerek ve bilerek atılmış bir pastı.Yalnız bizim değerlendirme ölçümüz Serdar için pek olumlu şeyler içermiyor. Maç boyunca yapması gerekeni yapmanın bir artı fazilet olmadığına inanıyoruz. Zaten görevin o, sen fazladan takımın için ne yapıyorsun ? Bireysellikten, bencillikten kurtulup, taraftara şirin görünmek için rakiple didişmeyi ya da hakemi kandırmayı bırakıp, fantaziye kaçmadan, kendisi olan, yapması gerekeni ne kadar ve ne sıklıkta yapıyor Serdar, soru bu ? Serdar bu maçta biraz oynamaya çalıştı ya artık 3-5 ay daha bekleriz Serdar'ın birazcık oynaması için. Bu da sadece S.Özkan'ın değil Türk futbolunun temel sorunu galiba.

Görünen o ki bu Beşiktaş,bize şampiyon olabilmek için umut vaadediyor. Ve bizde bu yıl bu iş bitecek diyoruz. O kadar...

15 Mart 2009 Pazar

BU SENE OLACAK GİBİ...


Özellikle ikinci yarı oynanan iyi oyun ve alınan farklı skor hepimizi mutlu etti. Son yıllarda şampiyonluk için bu kadar umutlu olduğumuzu ben hatırlamıyorum şahsen. Bu takımın artıları da eksileri de belli gibi.Şuna açık açık inanıyoruz. Beşiktaş'ın elindeki bu kadro doğru biçimde sahaya sürülürse bu yıl şampiyon olunmaması mümkün değil.

Mustafa Hoca'ya bu saatten sonra ve bu noktada büyük bir sorumluluk ve görev düşüyor. Şöyle ki : Takımın içinde uyumlu bir kadro yapısı ne pahasına olursa olsun oluşturulmalı. Her hafta özellikle Delgado,Gökhan Zan,Cisse ya da defans göbeğinde oynayan değişik oyuncuların takıma girip çıkmaları hem Mustafa Denizli'nin hem de Beşiktaş'ın canını bir gün fena yakar.

Defanstan başlayarak sorunları irdeleyelim. Defans göbeğinde oynayan futbolcuların her hafta değişmesi nasıl açıklanabilir ki ? Geçen hafta Hacettepe maçında Toraman-Zapo oynuyordu, bu hafta Toraman'ın partneri Sivok oldu.Ondan önceki haftalarda Zan-Zapo, ya da Sivok Zan, vs.vs. Kim formda ve birbirleriyle uyumlu ise o oynamalı diye düşünüyoruz. Bunu 8 aydır gerçekleştiremeyen bir Beşiktaş yapısı var ortada. Allahtan Gökhan iki üç hafta yok da seçenekler daha azaldı şansımıza.Bizim bu konudaki düşüncemiz defans göbeğinde oynayacak aynı dili konuşan aynı memleketli bir Sivok-Zapo uyumu bir kaç yılımızı kurtarabilir. Toraman'ı sağa çekip, defans yanı neyse de hücumda yetersiz bir Üzülmez yerinede Ekrem tercihi her yönüyle doğru bir tercih gibi duruyor. Bu futbolculardan formsuz olanın yerine de Zan,Üzülmez ya da S.Kurtuluş tercihleri de kenarda durur.

Bizce Beşiktaş'ın doğru kullanıldığında en büyük silahı, yanlış kullanıldığında başa bela bölgesi olan orta sahası Ernst'in gelişiyle toparlandı gibi görünüyor ama o bölgeyi birde güçlü rakipler karşısında izlemek ne yapabileceğini görmek daha sağlıklı yorumları da beraberinde getiriyor. Bizce bu bölgenin temel sorunu Delgado'nun varlığı. Mustafa Hoca'nın prensi Delgado takımın liderliğini yapacak rollere soyunduruluyor ama gel gör ki o bu işin üstesinden gelecek futbolu bir türlü ortaya koyamıyor. O zaman bu rolü bir şekilde sahada ondan daha iyi yapan Tello'ya gerekli sorumluluk verilebilir. Cisse, Hacettepe maçında kenarda, bu hafta ilk on birde, takımda kalacak mı gidecek mi belli değil ? Serdar Özkan ise bu takımın oyuncusu falan değil ama Serdar kendisini Messi, Ronaldo olmadı Arda sanıyor. Yetenekliymiş, kullanılamayan yetenek bir şeye yarıyor muki? Uğur İnceman bizim bu takımda görmek istediğimiz bir futbolcu ama nedendir Ertuğrul Sağlam'da Denizli'de düşünmüyorsa vardır bir sebebi. Ama bizim yıllardır takip ettiğimiz ve yeteneklerini bildiğimiz klasik bir orta saha oyuncusu olan bu Uğur dan ümidimizi kesmedik. Orta saha göbeğinde forvet oyuncularımız yapısı ve Tello'nun defansif zafiyetlerini de ortadan kaldırabilecek ideal ikili Ernst-Uğur olmalıdır diye düşünüyoruz.

Forvet hattı belki de en sorunsuz bölgesi Beşiktaş'ın. 3-4 haftadır tek mi çift mi şu mu, bumu oynasın tartışmaları bitti ve Bobo ile Nobre birlikte oynamaya başladı. İyi da oldu. Biz daha da ileri gidelim ve Mustafa Hoca'nın epeydir sağ kanatta oynattığı Tello sol kanada, Holosko'da İbrahim Toraman'ın önünde sağ kanatta yer bulmalıdır diyoruz. Bizim Ernst-Uğur İnceman tercihimiz birazda bu detay yüzündendir. Böyle kadromu olur, hiçte gerçekçi değil, uçmamak lazım diyenlerede şunu derim. Bu kadro bu ligi domine eder Avrupa maçları da ayrı değerlendirilir. Ben Beşiktaş'sam ve Kara Kartalsam en azından hedef olarak böyle düşünürdüm. Ben başkalarını düşüneceğime onlar beni düşünsün? Kadroda isimlerin değil o futbolcuların ne yapıp ne yapamayacağı sorunudur mesele. Disiplin, olgunlaşma, yeterlilik, görev sorumluluğu, gelişme bilinci ya da kendi kendini aşma ve geliştirme sorunudur önemli olan? Yeterli görme ve haddini bilme, gelişime kapalı olmak en azından gelişmeyi denememek bizim tarzımızı yansıtmaz.

Artılarının öne çıktığı eksikliklerinin en alt düzeyde olacağı bir Beşiktaş'ın şampiyonluğa giden yolunda başta futbolcular ve biz taraftarların umutları ve inancı eksilmesin diyoruz... Olacak bu sene... Olmalı...

9 Mart 2009 Pazartesi

Hacettepe-Beşiktaş Maçı: Oradaydım...


Beşiktaş'ın Ankara takımları ile oynadığı maçları sabırsızlıkla bekliyorum.Kimi zaman çekirdek çintleyerek,maçı tahlil ederek,kimi zaman kale arkasında avazım çıktığı kadar bağırarak izliyorum...İkisinin de tadı bambaşka benim için.Maraton ya da kapalıda maçı izlediğim zaman oyunun teknik ve taktik yönünü daha iyi kavrayabiliyor,sahayı daha iyi gözlemliyebiliyorum.Kale arkasına geçtiğimde ise maçın çoğu bölümünü kaçırdığım oluyor.Sonuçta takımımın kazanması için bağırıyorum ve takımımı destekliyorum.Yanımda hiç tanımdağım bir yüz - ve bir daha göremeyeceğim- omuzuna elimi atmışım ve zıplıyoruz.Maraton'u tezahüratlarımıza dahil ediyoruz.Bazen de Kapalı tribünü canlı tutmak için çalışıyoruz...Hepsinden önemlisi eğleniyoruz...
Maçta atılan 5 golün 3ü önümüzde olduğundan şanslıyız.Diğer 2 golün gol olduğunu ise oyuncular sevinmeye başladıktan sonra anlayailecek uzaklıktayız kaleye.Maçta Fabian Ernst çok iyi oynadı.Sahada basmadık yer bırakmadı, bir topu direkten döndü,pasları olumluydu,oyunu iyi yönlendirdi...Özellikle izlemek istediğim ve çok beğendiğim Zapo ise beni ilk yarım saatte şaşırttı.Ondan beklediğim oyunu geç de olsa sergiledi.Tello,Nobre,Bobo arı gibiydi.Özellikle Bobo 1 gol 1 asist ile takımını galibiyete taşıdı...Maçta Gökhan Zan'ın olmaması,Serdar Özkan'ın oyuna girmemesi ve Nobre'nin süpriz bir şekilde kadroda olması beni çok sevindiren olaylar arasındaydı...
Gelelim haftanın diğer olaylarına...
Çok değil bundan 3-5 sene önce, her sene gittiğimiz Foça sahillerinde benimle yaşıt bir gençle tanıştım: Umut Sözen.1990 doğumlu bu genç daha o zamanlar Altay'ın Yıldız takımında oynuyor ve Milli Takım seçmelerine katılıyordu.Hemen her gün sahil kenarında minyatür kalelerde maç yapardık.Tekniği ve oyun zekası yaşıtlarından kat kat üstün olan bu çocuğun gelecek vaad ettiği açıktı.Daha iyi yerlere gelebilecek yeteneğe sahip olduğunu fırsat verilirse gösterecektir.Gel gelelim 2 sezon önce Ankaraspor'a Aykut Kocaman zamanında, yetiştirme bedeli karşılığında Altay'dan koparılan bu genç şimdiye kadar Süper Lig'de sadece 5 dk forma giyebilmişti.Sivasspor maçında oyuna girdi ve golünü attı.Hala arkadaşım olan Umut'u 2 kere tebrik ediyorum.
1- Golü ve güzel oyunu için.
2- İkinci Fatih Terim vakası ,artist Bülent Uygun'u bu hallere soktuğu için.

Bülent Uygun'un bu hareketlerini gördükten sonra aklıma bir soru geldi.Hani her kırılan koltuk,sahaya atılan her madde ve her küfürlü tezahürat sonrası kapanan stadlar, verilen para cezalarını normal ve haklı görüyoruz ya...Bir antrenörün kulübeyi bu şekilde tekmelemesinin bir cezası yok mu?Hakemlerle kavga edercesine bağıran ve ardından ağız hareketlerine bakıldığında küfür eden bir adam ,Türkiye'nin en iyi hocalarından biri gösteriliyor.Tıpkı Emre Belözoğlu'nun Milli Takımın beyni olması gibi...Eğer Bülent Uygun Türkiye'nin en iyi antrenörlerinden biriyse, Türkiye'de futboldan söz etmek mümkün değil...
Ve bu adamlar tribüne kol işareti yapar,rakibe tekme atar,rakibine senin kafanı koparacağım işareti yapar,hakemlerle böyle bir üslupla konuşur, kulübeyi tekmeler,küfrederlerse taraftarların en ufak hatada hakeme küfür etmesi,koltukları kırması normal karşılanabilir.Hatta ve hatta aldıkları cezaya bile tepki göstermeleri normal.Çünkü bu büyük! adamlar yaptığı hareketlerden ceza almıyorlar ve her geçen gün şiddetini artıyorlar bu hareketlerinin...

2 Mart 2009 Pazartesi

BEŞİKTAŞ, MUSTAFA DENİZLİ'YE RAĞMEN KAZANIYOR


Beşiktaş, Mustafa Hoca tarafından doğru kadroyla sahaya sürülemediği için doğal olarak ta iyi oynayamıyor. Sonuca bakıp ta günü kurtardık diye kimse başta Mustafa Hoca sevinmesin sakın.
Her hafta değişik bir kadro, ya çok temkinli ya çok deli danalar gibi saldırmaya çalışan bir oyun anlayışı, birbiriyle çelişen bir oyun kurgusu. Takımın belirgin bir sistemi yok.İdeal bir kadro oluşturulamıyor. Mustafa Hoca bir şeyi sakın unutmasın. O sıradan bir takımı değil sahaya formasını koysa, ya da bütün maçlarına teknik adamsız çıksa ilk dörde girecek Beşiktaş'ın teknik adamı.
Öyle bir saha içi kurgusu var ki Beşiktaş'ın, anlayan beri gelsin. Mustafa Hoca dahil kimsenin anlayabileceği bir şey değil.Takım ya hücum bölgesinde ya defans çizgisi üzerinde oynuyor. Günümüz futbolunun en önemli bölgesi olan orta saha hemen her maç pas geçiliyor. Bugünkü maçta koca orta saha kanar adamlar hariç(Tello ve Ekrem)sadece Ernst'e teslim edilmiş. Bu dışardan çok açık bir biçimde görülebilirken, Denizli'nin bunu görememesi nasıl açıklanabilir ki? Beşiktaş takımında şu gün itibarıyla çok açık ve net olan bir gerçek vardır: Takım ileride Bobo ve Nobre'yi birlikte kullanmadan ve orta sahada Ernst'in partneri, Uğur ya da Cisse olmadan bu takım bu yıl şampiyon olamaz....
Mustafa Denizli eğer ileride Nobre ve Bobo'yu birlikte kullanacaksa onların gerisinde oynaması gereken futbolcu Delgado ya da Yusuf Şimşek olmamalıdır diye düşünüyoruz. Bu kendi elinle koca orta sahanın rakibe teslim edilmesinden başka bir sonuç vermez. Eğer bu gün İstanbul Belediye forvetleri biraz becerikli olsa ya da kalecimiz Hakan gününde olmasa Mustafa Hoca ne söyleyecekti ki çok merak ediyorum.? Bıraksın bu Delgado sevdasını...Takımın orasıyla burasıyla oynamayı kesmeli Mustafa Denizli...Bu ne biçim egoymuş, bu ne kendini ispat etme çabasıdır, bu ne kompleksmiş be...Ya çok korkak ya çok cesur... Ortası yok mu bunun Hoca ?
Bu ülkede biraz palazlanan, az da olsa standart üstü, şansına başarıyı yakalamış, tesadüfen elde edilmiş başarılar ve onları zorla kahraman yapan bileşenler ve onların yarattığı büyük insanlar !!! hep korkutur bizi. Her gün kendini yeniden ispat etme düşünceleri, farklı işler yapma işgüzarlıkları ve her seferinde şapkadan tavşan çıkartma sevdaları onların en büyük düşmanlarıdır aslında...

21 Şubat 2009 Cumartesi

TEK ÖN LİBERO-ÇİFT FORVET


Beşiktaş bu dönemlerde olmazsa olmaz maçları oynuyor. Kaybedilecek her puan, Beşiktaş'ı yarış dışında bırakacak burası kesin. Bu takımın yıllardır kazanması gereken final maçlarını kazanamama sıkıntısı var. Antep deplasmanı da zordu, 3-0 lık bir galibiyet ve ikinci yarıda gelen Sonuç kimseyi kandırmamalı ve ilk yarıda oynanan futbol iyice analiz edilmeli detaylıca sorgulanmalıdır.
Mustafa Denizli'nin sahaya çıkarttığı kadroya baktığımızda dörtlü defansın önünde Ernst ve Cisse var. Sağda Serdar Özkan, solda Tello oynuyor.Onların önünde Nobre ve Bobo'yla çifli bir forvet. Oyun sistemi, teknik taktik, rakibe göre kadro, benim bileceğim anlayacağım işler değil. Ama bildiğim bir şey varsa o da şudur. Beşiktaş Avrupa'nın devleriyle maç yapmıyorsa bu ligde sahaya kendi oyun stratejisini, kimliğini sahaya yansıtacağını baz alan bir kadro yapısıyla sahaya çıkar. Gerisi işin teferruatdır. Yenersin ya da yenilirsin ama bizim bildiğimiz doğru budur. Çiftli bir orta saha göbeği ki; bunlar Cisse ve Ernst 'se bu ikiliden biri fazladır bu ligde ve Beşiktaş'ta. Bu anlayış oyunu rölantiye almaktır, korkak bir oyun kimliğidir.
İkinci yarı ilk gol atıldıktan sonra rahatlayan golleri peşi sıra gelen Beşiktaş'ın ilk yarı maçın berabere gittiği dönemlerdeki futbolcu ve teknik adam gerginliği de sorgulanmalıdır ayrıca. Beşiktaş'ın sorunu maç berabere iken atılacak ilk gol, o gol atıldıktan sonra gerisi geliyorsa bu takımın özgüven ve bir kimlik bunalımı sorunu vardır. İlk yarı ve ikinci yarıdaki 3 gol atılması dönemi dahil kadrolar aynı, peki o zaman ilk yarıdaki etkisiz ve sevimsiz futbolun sebebi neyle açıklanabilir ki ?
Açık ve net :Evet bu takım tek ön libero, çift forvet oynamalı. Ama biz bunu düşünürken, Ernst'e güvenimiz bir etkendir.tamam. Ernst ve Cisse'nin oyuncu profilleri, karekterleri ve bu ikisin yan yana oynaması halinde verimsiz bir orta sahaya dönüşmeleri de etkendir. Topu ileriye taşıyamayan,oyun kuramayan, top tutamayan, futbolun hücum kısmını pekte beceremeyen defansif orta saha ikilisinden biri kenarda kalmalıdır. Bu konudaki en belirgin sebebimiz ise şudur. Madem çitlli ön libero ve tek santrafor oynatıyorsun ve oynatacağın Ernst ve Cisse gibi futbolcularsa, o zaman bakılması gereken orta saha iki kenar adamın ve forvetin gerisinde oynatacağın oyuncuların (Delgado-Yusuf) oyuna kattığı verimlilik, ya da bu sistemdeki yerlerinin durumlarıdır. Gerek Delgado gerekse de Yusuf'un yada iki kenar adamın Tello ve Özkan gibi futbolcuların oyuna skor olarak katkıları nedir ki? Bu güne kadar ne yaptılar ki bundan sonra daha fazlasını beklemek gibi bir yanılgıya düşelim.Hepsinin bir sezon boyu atıkları gol sayısı 10 gol mü olur? ya da daha az mı? Fenerbahçeli Alex'in örnek 4 sezonda attığı gol sayısı Cisse,Ernst,Serdar Özkan,Delgado,Yusuf ve Tello'nun futbol hayatları boyunca attıkları gol ile karşılaştırılsa ortaya nasıl bir tablo çıkar dersiniz.?
Yukarıda dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştığımız nedenlerden dolayı Beşiktaş maçlarına tek ön libero ki;bizim tercihimiz Ernst'tir. Ve çift forvetle başlamak zorunda. Bu sistemde Delgado ve Yusuf gibilerinin (kısmi olarak ta Holosko ) yer bulması zor diyorsanız sizlere katılırız. Bobo ve Nobre'yi birlikte oynatacaksanız eğer, orta saha zaafiyetini ortadan kaldırmanın tek yolu onların gerisine koyacağınız bir Uğur İnceman olabilir örneğin. Uğur bu takımın oyun karekteri olarak hücum-savunma kurgusunu dengeleyebilecek tek orta saha futbolcusudur.(Veron ya da Riquelme bizde olmadığına göre)
Herkesin eğrisi, doğrusu, futbol bilgisi kendine...Çünkü bu oyunun karekterinde 'sana göre',' bana göre' durumu çoktur. Bizim de bu yıl için ideal kadro seçimimiz olan doğrumuz şudur : 4-1-3-2
Rüştü
- Toraman, Sivok, Zapo, Ekrem
Ernst
Uğur
Holosko Tello
Nobre- Bobo

16 Şubat 2009 Pazartesi

FUTBOL İYİ SONUÇ KÖTÜ...


Beşiktaş şampiyonluk yolunda olmak ya da olmamak maçında Trabzon'la berabere kaldı. 1-1. Son yılların en iyi Beşiktaş'ını seyrettik desek abartmış olmayız. Ama gelin görün ki korkak Mustafa Hoca çift ön liberolu Ernst- Cisse ve tek santrafor Nobre'yle maça başladı. Koca bir ilk yarı da boşa gitti. İkinci yarı Bobo ve Delgado'nun sahaya sürülmesiyle daha cesur ve atak oynayan bir Beşiktaş izledik...

Mustafa Denizli sahaya yine değişik bir kadroyla çıktı. İdeal on bir denilen kavram Mustafa Hoca'nın kabul edebildiği bir gerçek değil. Her maçta yeni ve değişik bir kadronun sahaya sürülmesinin mantığı ne olabilir ki ? : İnceleyelim.
1) Hoca bütün futbolcularla iyi geçinmek ve onlara sevimli görünmek gibi mantık içinde olabilir.
2) Hocanın elindeki kadro o kadar iyidir ki hoca hiçbirinden vazgeçemez. Bir hafta O, bir hafta bu idare ediyordur.
3) Hoca kendi büyüklüğünü kavrayamayan küçücük düşünceler içerisindedir ki bunu da "Rakibe göre sistem-kadro oluşturmak " gibi genel ifadelerle açıklar

Bizce tamamı genel anlamda yanlış düşünce ve davranışlardır bunlar. Öncelikle her Takımın ideal bir 11'i olmalıdır. Sakatlıklar, kupa maçları, formsuzluklar dışında bu kadroda istikrar tabii kadroya inanıyorsan başarıyı getirir. Rakibe göre kadro ve sistem zırvalığına gelirsek. Bu düşünce'nin tamamı doğru ya da tamamı yanlış değildir. Elbette Konyaspor, Kocaeli ya da Barcelona, Milan'la ya da Arsenal'le oynarken farklı sistem ve taktik uygulayacaksın. Ama sen Beşiktaş'san, eğer, sen kendine '' Ben büyük kulübüm'' diyorsan Türkiye liginde oynayacağın maçlarda rakibe göre sistem,taktik ve kadroda oynama yapıyorsan ya sen denildiği kadar büyük kulüp değilsindir; ki Beşiktaş büyük kulüptür. Ya da bu işin hesabına kitabına girip, olaya tamamen duygusal bakıp! küçük bir hoca mantığını sahaya sürüyorsundur.

Beşiktaş büyüktür Mustafa Hoca sen kendi kafanı düzelt, korkma, cesur ol. Korkmamayı, takımına hücum oynatmayı kompleksi kafalara ve bu ülke futboluna sokan, rakip kim olursa olsun % 51 diyen sendin. Şimdi ne oldu ? Ne değişti de bu kadar korkak ve pasif bir kadroyla mücadele ediyorsun. Sanıyorum Denizli'de bitti, denizde... Sadece birileri sezon sonu kral çıplak diyecek hepsi bu...

Trabzon teknik adamı Ersun Yanal bu sezon oynadığı hemen hemen bütün maçlarda Yattara, Umut Bulut ve Gökhan Ünal'ı içeride- dışarıda cesurca yan yana oynattı ve lider. Peki Mustafa hoca ne yapıyor ? Defansını sağlam tutmak adına Cisse-Ernest ya da türevlerini yan yana oynatarak Nobre'yi ileride tek ve yalnız bırakıp, Bobo gibi bu takımda ölüsü oynayacak adamı kenarda bekletiyorsun. Peki sahaya sürdüğün kadro doğru ve işlevselse, yenik duruma düştüğün anda ya da takım mağlupken Bobo'yu sahaya sürmen nasıl açıklanabilir ki. Bu takımın direkt on birinde Bobo'da,Nobre'de ve formsuz değilse Holosko'da oynamalı hoca. Bu üçlüyü yan yana oynatma becerisini göstermelisin...Onların defansif, zayıf yanlarını tolere edecek bir kadroyu oluşturmak da bizim değil senin görevin. Çünkü Büyük Hoca olan sensin...

Bu takım senin son şansın Mustafa hoca. Bu saatten sonra dışarıda da içeride sana talep olmaz. Bundan sonra senin futbol kariyerinin en tepesindeki takımın adıdır Beşiktaş ve kıymetini bil. Ya şampiyon yaparsın Büyük Mustafa'nın Büyük Beşiktaş'ı olarak anılırsın... Ya da küçük suların küçük balığı olarak kalırsın
Ama görülen bir gerçek var ki bu ülke baştan aşağıya korkaklar ülkesi.