mustafa denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

KAHİN !!! DENİZLİ İÇİN DENİZ BİTTİ...


Beşiktaş'ın neresini anlatmalı bilmiyorum.Neresine elimizi atsak elimizde kalıyor. Yıldırım Demirören Yönetimi biz Beşiktaş taraftarına rağmen o çapsız ve dengesiz haliyle koltukta oturmaya devam ediyor...Etsin bakalım.O yönetimin getirdiği bu ülke futboluna çok şey kazandırmış Büyük Mustafa Denizli ile de hafta içi yeni sözleşme imzalandı...İmzalansın bakalım.Ve rüyasında bile o formayı göremeyecek futbolcularla o yönetim ve teknik adam yeni sözleşmeler yaptı önümüzdeki yıllar için...Biz hariç başta yönetim ve teknik adamımıza hayırlı olsun.
KURDUN KUZUYU YEMESİNDE ŞAŞIRACAK BİR ŞEY YOK...ŞAŞIRDIĞIMIZ ŞEY BİZ KUZULAR NİYE HALA O KURTLARA AŞIK OLURUZ İŞTE ARAŞTIRILMASI GEREKEN ŞEY BURASI...
Beşiktaş'ın kalbi Çarşı Grubu süreç içerisinde, bu iş bilmez,aciz,basiretsiz, futboldan anlamaz yönetimin celladı olacaktır burası kesin...Bizim anlamadığımız bu Mustafa Denizli'nin ve futbolcuların durumu...
Mustafa Hoca'nın futbolu bilmediğini,futboldan anlamadığını söylemek için biraz dangalak olmak lazım...Ama bu Mustafa Hocanın gece yada gündüz ya da yatağına uzanıp gözünü kapattığında şöyle derinlemesine kendi içinde özeleştiri yaptığına inanmıyoruz...Eğer yapsa idi bunun farkını bir şekilde görürdük gibime geliyor.Özeleştiri falan hak getire...Hatalardan ders çıkartmak aynı hataları yapmamak bu ülkede onur kırıcı bir durummuş,geçmişin inkarı gibi geliyor bazı insanlara...
Denizlispor'a karşı oynarken korkuyorsun,Ankaragücü'yle oynarken Beşiktaş'a yakışmayacak rezil bir futbol oynatıyorsun...Trabzon'a karşı oynarken korkudan tir tir titriyorsun...Üstelik bunu senin yönetiminde 2 yıldır hemen her takıma karşı sergiliyorsun...Ola ki takım tesadüfen bir tane atarsa kahraman oluyorsun...kahin oluyorsun,cesur oluyorsun...oyunu okumuş oluyorsun...Hadi be oradan... Rikkaard'a karşı acımasızca eleştiri getirenler iş Mustafa Hoca olunca kuzu oluyorlar nedense...E milliyetçilik ve kafatasçılık bu ülkenin çok iyi bildiği birer ideoloji...
Geçen hafta yada bu hafta yada ondan önceki haftaları da kapsayacak şekilde Mustafa Hocaya açık açık sormak lazım...Sahaya çıkarttığın bu korkak ve savunma ağırlıklı kadro bu oyun felsefesiyle nasıl gol atar ? Eğer geriye düşmemişsen yada mağlup durumda değilsen organize,olgun bir atak bile geliştiremeyen bu Beşiktaş takımı nasıl gol atacak? Söyle Mustafa Hoca söyle ? Sesli düşün ve bizde öğrenelim bu takımın nasıl gol atabileceğini...Tesadüfen karambol olacak,rakip defans hata yapacak, ve gol olacak...Kendi kişisel becerin,kendi oyun kurgunun hakim olmasına çalışmak,sistemin,oyun anlayışın,organize oluşun nerede ?Söyle cesur ve kahraman Mustafa Hocam söyle utanma....
Tamam Beşiktaş'ın kadrosu düz futbolculardan kurulu,yaratıcı oyuncu eksikliğin var...Sakatın çok...şu bu...Hepsini geçtim...İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır tamam. Maalesef sahaya sürülen Beşiktaş'ın kaliteli ayakları da ortada.İyi güzel de bu kadroyu biz yapmadık, yani bizim en ufak bir suçumuz yok...İş gene o kadroyu oluşturan yönetim ve sana çıkıyor Mustafa Hoca...
Bizi rahatsız eden şey şu...Bunca eksiğe ve sakata rağmen Beşiktaş'ın elindeki kadro zafiyetini sahaya sürdüğün bu kadronun bile oyun anlayışıyla,sistemle adına ne dersen de yada saha organizasyonuyla daha iyi bir futbol ortaya koyacağı gerçeğine inanmamız.Fiziki yetersizliğine karşın her maç oyunu çözmesi için Mustafa Hocanın inadına ilk 11 e koyduğu, en yaratıcı-teknik oyuncumuz olan Yusuf'un Serkan karşısında düştüğü acıklı durum bizden çok Yusuf'un canını acıtıyordur herhalde. Yani artık Denizli'de kahve de anılarını anlatacak duruma düşmüş Yusuf la, geçmişinde bir numarasını görmediğimiz İbrahim Kaş'larla, Serdar Özkan'la, bunca yıldır bir türlü ne yapıp ne yapamayacağını bilemediğimiz dengesizler Holosko ve Finkle, bu işler ancak bu kadar olur...Sahada oynayanların dışında birazda Beşiktaş'ın geleceğini oluşturacağına inandığımız Neciplere,İsmaillere,Rıdvanlara Onur'lara şans versen onu da anlarız...Ama nerde...Sen de yönetimde nereye kadar günü kurtaracaksınız görelim bakalım çünkü bu maçta son kez gördük ki artık Denizli için kehanet ve deniz bitti ve Denizli artık çıplak...Mustafa Hocanın Beşiktaş'a 2 yıldır oynattığı bu oyun sistemiyle bu takımın tipik santraforu Nobre neredeyse gol atmayı unuttu. 2 sezondur böyle bir oyun şablonunda ilerde yalnızları oynayan Bobo'ya kızamıyoruz bile ve onun adına sadece üzülüyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki...Bu kadronun içinden geçmiş yıllarda çok sıcak bakmadığımız İbrahim Üzülmez'den ve İbrahim Toraman'dan Ernst'ten ve Ekrem'den ve Uğur'dan vermiş oldukları mücadeleden akıttıkları terden ve emekten dolayı da geçmiş yıllar adına özür diliyoruz...


10 Nisan 2010

27 Mart 2010 Cumartesi

İKİ FARKLI BEŞİKTAŞ...


Lider Bursaspor'un dün yenilmesi başa oynayan diğer takımların bundan sonraki maçlarının önemini daha bir artırdı.Lakin görünen o ki Beşiktaş'ın bugünkü Eskişehir maçının önemini anlaması için ilk 20 dakikada 2-0 geriye düşmesi mi gerekiyordu acaba ?.Beşiktaş'ın ilk şutunu 22 dakikada atmış olması da bunun başka bir kanıtı olsa gerek.Bizce işin doğrusu ne dün Bursa'nın yenilmesi ne de ligin boyunun kısalması değil Beşiktaş'ın sorunu.Başta bu takımın Teknik adamının futbol kafa yapısı ve oyun sistemi, sahadaki oyuncu kalitesi ve genel kadro yapısı ve bu futbol oyununa bakış açılarıyla direk alakalı bir sorun.Yoksa Bursa yenilmiş,ligin sonu yaklaşmış bu değil sorun.
Açık açık yazalım.Bizim anlamadığımız şu.İlk 20 dakikada 2-0 geriye düşen Beşiktaş'ın oynadığı oyunla, bu dakikalardan sonra sahada oynadığı oyun arasındaki farkı yaratan sebep nedir?Bizce bunun iki açılımı var.
Birincisi Mustafa Hocanın geriye düştükleri dakikaya kadar oynatmaya çalıştığı sistemin geçerliliğinin olmaması...İkincisi iki farklı geriye düşülen dakikalardan sonra sahada sistemin yerine oyuncu insiyatifli(sistemsizlik) bir oyun kurgusunun sahaya yansıtılmaya çalışılması.Sorulması gereken soru şu.?Bu takım geriye düştükleri anda nispeten daha pozitif bir futbol oynayabilme yeteneğine sahipse bunu neden maçın başından itibaren sahaya yansıtamaz ki? Bu takımın kendi futbol kimliğini sahaya yansıtması için mağlup duruma düşmesi mi gerekiyor.?Kim ne derse desin ama bu konuda her yol Mustafa Hocaya çıkıyor.Mustafa Hoca sistemin değil sistemsizliğin adamı.Onun gibileri sistemle değil sistemsizlikle besleniyor çünkü.Korkan, silikleşmiş,mağlup duruma düşmekten korkan, önce gol yememeyi kendisine ilke edinmiş bir takımın teknik adamının adının Mustafa Hoca olması bizi fazlasıyla üzüyor.
Bu Takımın başında iki yıldır görev yapan Mustafa Hoca'yı 15 yıl sonra Beşiktaş Teknik adamı olarak nasıl hatırlayacağız acaba? Geçen yıl ki biraz da tesadüflerle gelen şampiyonlukla mı hatırlanacak Mustafa Hoca ? Başka ??? Bu ülke futboluna cesareti,kaybetmemeyi,oyunun inadına hücum yanını öğreten hoca bugünkü Mustafa Hoca'mı? Baharla birlikte fena halde yüreğimiz yanıyor.
Biraz da oynanan oyundan bahsedersek...Beşiktaş Mustafa hocanın elinde orta sahasız oynuyor.Takım ikiye ayrılmış.1) Defansif görevli oyuncular.Bunlar genellikle takım gol yememişse 7-8 kişiden oluşan hücumda hiç görülmeyen düz oyuncular...2) Hücum hattı oyuncuları...Hücum dediysek yanlış anlaşılmasın bir Bobo var ilerde.Biraz da ona yakın oynayan figüran oyuncular.Tello gibi,Nihat gibi...Top defans ve ön liberodaki oyunculara gelince vur topu ileriye...Şişir babam şişir...Sahanın ortasında bulunan Beşiktaşlı oyuncular geriden şişirilen bu toplara Filistinli gerillaların İsrail'in gönderdiği havan toplarına baktıkları gibi bakıyorlar.Beşiktaşlı oyuncular yakında boyun fıtığı falan olurlarsa hiç şaşırmam.Kenar yönetimi de bu topları izleyip duruyor.
Futbolculara zerre suç bulmuyorum.Bu takımın Hocası: Ne yapıyorsunuz siz ? demez mi futbolcularına.Kenarları kullanın,topu şişirmeyin,gelişigüzel orta yapmayın...pas atın...ayağa oynayın,göbekten delin oyun mesafesini daraltın...Oyun içinde yapılabilecek her şeyi bıkmadan inatla ve ısrarla defalarca deneyin demiyor mu? Mustafa Hoca söylemiyor, ikaz etmiyor demek ki...ve antrenmanda da çalışılmıyorsa kaçınılmaz son...Fenerbahçe maçlarında Guiza'yı, Beşiktaş maçlarında Bobo'yu seyrederken 3-5 defans oyuncunun arasındaki çabaları,halleri,çırpınmaları dokunuyor bize.
Biz Gökhan Zan'ı bu oyun anlayışından(top şişirmelerinden)dolayı sevmedik,sevemedik.Gerekirse Sivok'u ve formu son günlerde bariz şekilde düşen Ferrari'yi de sevmeyiz.Bu maçta 3 ayrı yerde oynayan ve sahaya her şeyini koyan İbrahim Toraman'ı da sınırlı yeteneğiyleUğur İnceman'ı,Ekrem'i ve 35 inden sonra oyun tekniğini geliştiren deli İbo'yu da emek ve çabalarından,akıttıkları terden dolayı dolayı sevmeye de devam ederiz.
Son Söz: Derdimiz takımımız Beşiktaş'ın, her şeye ve herkese rağmen kazanması,yada şampiyon olması değil.Takımımızın bir futbol kimliği ve kişiliğinin olması ve bunu Israrla mağlup,galip berabere fark etmez sahaya yansıtması.Bu takım her şeye karşın bu kadrosuyla daha pozitif ve daha yürekli oynayabilir.Bu korkmuş halinin tek sorumlusu da kesinlikle Mustafa Hocadır.İyi niyetinden,insani özelliklerinden,futbolculara yaklaşımından kendimize çokça iyi örnekler bulabileceğimiz Mustafa Hoca ya rağmen bu takım şampiyonda olabilir.Ama insan Mustafa Denizliye saygı duyarken teknik adam Mustafa hoca bir kaç yıldır sermayeden yemeye başlamış...Yazık...

27 Mart 2010

7 Kasım 2009 Cumartesi

Hakan Arıkan ve Diğerleri

Beşiktaş Trabzon deplasmanıyla birlikte galibiyet serisini 6 ya çıkardı (Ankaraspor hükmen galibiyeti de dahil).Goller Ernst ve Bobo'dan geldi.Beşiktaş Trabzonspor'a nazaran daha tutuk bir oyun sergiledi ve hücuma pek çıkmadı.Ernst'in golü gerçekten çok güzeldi.Uzak mesafeden kimsenin beklemediği anda kalecinin de uzanamayacağı köşeye çok güzel bir şut çekti.Bobo ise Nobre'nin yerine ikinci yarı oyuna girdi.Trabzonspor galibiyet için yüklendiği anda boşlukları o kadar da iyi değerlendiremedi Bobo.Hatta bir korner pozisyonunda kaleye 5 metreden kaleciye nişanladı topu.Sonra kaleciyle karşı karşıya kalabilecek bir pozisyonda topu defansa taktı ama maçın uzatma dakikalarında İsmail Köybaşı'nın pasına iyi bir vuruşla bu sezonki 2.golünü attı.

Beşiktaş bu gün 2 gruba ayrılmıştı adeta.Hakan Arıkan ve diğerleri olarak.Beşiktaş 2 gol attı atmasına ama 4,5 net gol pozisyonu gördü kalesinde.Hakan Arıkan en az 4 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunu kurtardı.Kalan şutlardan ve toplardan bahsetmeye bile gerek yok.Toplamda 8,9 net pozisyonun önüne geçti ve mükemmel oynadı.Yaşlanmaya başayan Rüştü'nün eline baktığımız bu günlerde bu performans ilaç gibi geldi.Umarız Mustafa Denizli bu oyuncunun şimidiki performansına da bakarak artık kalenin esas sahibinin Hakan olması gerektiğini anlamıştır.Ve kaleciliğini çok beğendiğim Hakan yan toplarda ve sektirdiği toplarda da kendini geliştirirse uzun yıllar Beşiktaş'ın kalesini korur.Ve milli takımda oynaması da gereken bir oyuncu.
Takım devre arasında Fink-Delgado değişikliği yapabilir.Ama yapılacak en mantıklı hareket Cisse ayarında bir oyuncuyu alıp Fink'i göndermek...Şampiyonlar Ligi'nden artık hayır gelmeyecek olsa da ligde şampiyonluk için böyle bir transfer de iyi olabilir.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Çimler Serin Geldi...


Soğuk ve yağmurlu hava...Rüzgar deli gibi esiyor,yerler kaygan...Buna rağmen mücadele çok iyiydi.Ankaragücü son dakikalar da dahil olmak üzere şut çekti,atak yaptı,teslim olmadı yani.Beşiktaş Ekim ayını mağlubiyetsiz bitirmeyi başardı.
İsmail Köybaşı'nın en iyi maçıydı.Güzel futbolunu bir golle süsledi ve Beşiktaş maçı 1-0 kazandı.Defansta eksiksiz oynadı ama hücumda da hep vardı.Sağ ayak,sol ayak şut çekti ve kalitesini belli etti.


Maça Tello,Nihat,Yusuf,Fink ve Ernst'li orta saha ile başladı Mustafa Denizli.Tabata'yı ne zaman kullanmayı düşünüyor bunu bilemem ama bir an önce faydalanması gerekiyor.Tello bu sene takımda varla yok arası bir şey.Ne oyuna ağırlığını koyuyor ne sorumluluk alıyor.Öyle ki eski Tello bu günkü maçta rahat 2 3 asist yapardı ama şimdiki uyumsuz Tello topa o kadar sertti ki verdiği paslar çok hızlı bir şekilde kaydı bizim oyuncuların önünden...
Bir parantez de Fİnk'e açmak istiyorum.Bu oyuncu yüzünden takımda Tabata kesik yiyorsa oynamasa daha iyi.Çünkü defansta etkili olan,çok koşan,çabalayan Fink ne yazık ki kazandığı topların çoğunu paralel oynuyor diğerlerini de tek top oynarken kaybediyor.Bu oyuncunun yerinde Cisse olsaydı Beşiktaş bu sene çok daha sağlam bir takım olurdu.Cisse artık olamayacağına göre Uğur İnceman'ı kullanma yeteneği Mustafa Denizli'ye kalıyor.Orta sahayı Tello,Nihat,Ernst,Uğur,Tabata şeklinde kurarsa Beşiktaş'ın hücum gücü gerçekten yükselir ve top daha fazla ayağımızda kalır.Defans da rahatlar ve Fink gibi bir oyuncuya pek de gerek kalmaz.
Beşiktaş çıkışa geçti artık.Galatasaray düşüşte,elbette Fenerbahçe'nin de bir düşüş zamanı olacak.Bunu iyi değerlendirirse Beşiktaş yeniden liderlik için oynayan bir takım haline gelir.
Gelgelelim Fabian Ernst'e...Ben böyle çalışkan,disiplinli bir oyuncu görmedim.Orta saha olmasına rağmen takımın en teknik oyuncusu diyebilirim.Top onun ayağına geldiği zaman biliyoruz ki o top en müsait adamın ayaklarına sağ salim kavuşacak.Şut çektiğinde biliyoruz ki o top rakip kaleciyi yoracak.O sebepten taraftar bütün takımı ıslıklarken,küfür yağdırırken bile Oley oley oley Fabian Ernst diyorlar...Maçta da Nihat'ın ortasına önce o uçtu sonra Tello havalandı ama ikisi de dokunamadı.O arada kısa bir süre ikisi de kafalarını çimlere gömüp uzanmanın keyfini çıkardı.Tello bu maç haketmese de ikisi de arada bunu hak ediyorlar...

28 Ağustos 2009 Cuma

2. Olmak ya da Olmamak...


1.Torba: Mancester United
2.Torba: CSKA Moskova
3.Torba: Beşiktaş
4.Torba Wolfsburg
Bu gün gazeteleri incelediğimde 1.torba kim çıkarsa çıksın aşşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık durumu olduğunu zaten anlamıştım.Bu yüzden Mancester United çıkmış Barça çıkmış çok da fark etmez.8,9 gol yemeyelim de...
2.Torbada Porto,Lyon,Rangers,Alkmaar ve CSKA diğerlerine göre daha zayıp görünüyordu ancak bunların içinden istemediğim tek takım futbol dahisi Zico'nun başta olması sebebiyle CSKA'ydı.Onu çektik.Umarım korktuğum gibi olmaz.
4.Torbada zaten bu takımı çekmek intihar gibi bir şeydi ve tabii ki bu şansla onu da çektik.Wolfsburg geldi.O da hoş geldi.2. olmak da Beşiktaş'ın elinde 2. olamamak da...
Zor sayılacak bir torbadayız.Takımın performansına bakarak diyebilirim ki grup maçları başladığında takım formunun zirvesinde olur.Buna rağmen Mustafa Denizli'nin Fenerbahçe'deki Şampiyonlar Ligi karnesine bakaraktan diyorum ki UEFA bile başarıdır...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Denizli'nin Delgado sevgisi...


Artık kanıksadık. Takım ne zaman iyi gitse rakip takım değil ama Mustafa Hoca'nın Delgado aşkı depreşiyor. Hayır Hoca Delgado'yu sevsin bir şey demiyoruz ama takım iyi giderken tekere çomak sokmasın yeter. Hatta çok seviyorsa halı saha maçlarında beraber oynasın. Yeter ki takımdan uzak tutsun Delgado'yu.

Sadece bir tek futbolcu değil takımın sorunu. Takım yener-yenilir, berabere kalır derdimiz bu değil. Ama 3 yıldır bu futbolcuya dayalı oyunun işlerliği ve geleceği yok, peki bu kadar ısrar niye ki? Bobo,Holosko,Tello ve Delgado'lu bir takımın oynadığı oyunun günümüz endüstriyel futbolunda yeri var mıdır?

Takım savunmasına katkı yapmayan yapamayan bu kadar çok futbolcuyu bir arada oynatan bir teknik adamın kendisini sorgulaması gerekmiyor mu? Hayır Delgado'yu oynatınca takımın orta sahasında düşen direncin doğal olarak revizyona gidilmesi hamlesidir Cisse -Sivok değişimi. Orta sahada Cisse ya da Uğur'un Ernst'e partner olması gerekirken, Bobo,Holosko,Tello ve Delgado'nun birlikte oynamasından dolayı Ernst''in partneri bir hafta Cisse oluyor diğer hafta Sivok.Mustafa Hoca ligin boyunun kısalmaya başlandığı bu haftalarda artık karar vermeli. Ya Delgado'suz şampiyon olacak, ya Delgado'lu şampiyonluk kaçacak. Olay bu kadar basit. Delgado gününde olacak da ( 3 yıldır bir elin parmaklarını geçmez bu durum) keyfi yerine gelecek de oynayacak da, kopardığımız bir maçta 3.4. golü atacak da takımın lideri ve kahramanı olacak. Bizde ona güvenip istikrar adına takımı ona endeksleyeceğiz. Vay anam vay yemede yanında yat.

Bugün Beşiktaş, Bursa'yı yenebilirdi, yenilebilirdi de.Maçın kırılma noktaları ise şunlardı:
34. dakikada Young ceza alanı içinden vurduğu şutu önce Rüştü çeldi top direkten geri geldi, dönen topu Volkan Şen kafayla boş kaleye gönderdi top yine direkten geri geldi Sivok topu dışarı vurdu. 44. dakikada İbrahim Toraman ikinci sarıdan kırmızı gördü ve takım10 kişi kaldı.Mustafa Hoca ikinci yarıya Tello'nun yerine Cisse'yle başladı. Maçın 46 .dakikasında Holosko kaleci İvankov'la karşı karşı'ya kaldığı pozisyonda topu kaleye vurmak yerine kaleciye takılarak olası bir golden etti Beşiktaşı.Maçın ilerleyen dakikalarında Mustafa Denizli, Delgado'nun yerine Yusuf, Holosko'nun yerine ise Serdar Özkan'ı aldı oyuna. Dakikalar 76'yı gösterdiğinde, deli İbo'nun soldan çıkarttığı nefis pası Ekrem ters tarafa vursa top gol olacak ama Ekrem kalecinin yattığı tarafa vurarak bir golden ediyor takımı. Son dakikada Bobo yine nefis yükseliyor ama kalecinin üstüne vuruyor topu.
Bizim pek tutmadığımız Gökhan Zan'ında maç boyu harika oynadığını belirtelim bu arada. Darısı Delgadoyla, Serdar Özkan'a diyelim.

Kısaca karşılıklı ataklarla geçen ve ayağımıza kadar gelen liderlik fırsatını bu defa kaçırdık. Sağlık olsun. Umarım Mustafa Hoca bu maçtan gerekli dersleri çıkartır.

Biz bazı dersleri çıkarttık. Sivok defans tandeminde oynamalı, Onun orta sahaya sürülmesi 1 kişi eksik ve verimsiz oynatıyor takımı. Delgado yerine en azından ilk 11'de mutlaka formda Yusuf sahada olmalı, Ernst'in partneri Uğur ya da Cisse olmalı. Maçın 73. dakikasında oyuna giren ve 3 dakika sonra yorulan, koşamayan, bitik Serdar Özkan maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar vasat oynamasına rağmen koşan Ernst'e bakıp biraz utanmalı... Hatta ülkemizi teğet geçen bu kriz ortamında Delgado'yla birlikte Serdar Özkan süresiz ve ücretsiz izne ayrılmalı. ibreti alem için...

5 Nisan 2009 Pazar

Dışarıda deli dalgalar, içerde futbol oyunu var


Beşiktaş taraftarları takıma destek vermek için düzenlediği meşaleli yürüyüş sırasında emniyet güçleriyle arasında yaşanan olaylar son derece üzücü, üzücü olduğu kadar da düşündürücü. Şiddetin her sorunu çözemediği, en demokratik taleplerin bile bu kafayla çözümlenemeyeceğini görmek gerek oysa. One minute... Dışarıda bunlar olurken Beşiktaşlı futbolcular "Polis teşkilatının 164 yılı kutlu olsun" pankartıyla sahaya çıktı ve tribünlerde bu pankarta tepki olarak "kahrolsun emniyet" tezahüratı yaptı. Şu haklı bu haksız demenin düşman aramanın suçlu yaratmanın kimseye bir faydası yok onun için de sakin olunmalı alt tarafı spor yapıyoruz, takım taraftarıyız, maçlara eğlenmeye gidiyoruz değil mi ? Bende biliyorum ya da en azından tahmin edebiliyorum durumu da... ama yerseniz ... Ya da domuzluğuna anlamamazlıktan geliyorum anlayacağınız.

Neyse biz maça bakalım. Mustafa Denizli her hafta değiştirdiği kadroyu bu defa zorunlu olarak yaptı. Holosko, Tello milli maç ve yol yorgunu oldukları gerekçesiyle kenarda beklerken son Sivas maçında ön libero olan Sivok bu maçta defansa (bizce oynayabildiği en iyi yer orası) çekilmiş. Ondan boşalan yere Cisse geçmiş, Tello'nun yerinde ise Serdar Özkan var.Ve Yusuf bu defa ilk on birde başlıyor maça.Defans oynayan Sivok'da Toraman'da sağlam oynuyorlar. Kayserinin en ucunda oynayan çirkef Cangele'ye deyim yerindeyse nefes aldırmıyorlar.Defansın sağındaki Ekrem sağ kanadı Özellikle Ali Turan'ın atılması sonrası daha bir iştahla kullanıyor. İ.Üzülmez milli maç nedeniyle biraz yorgun, durgun. İspanya'nın forvetleri Torres ve Villa çocuğu perişan etmişler anlaşılan.Devre arasında gelen futbolculara pek sıcak bakılmaz, onların verimsizliğinden,takıma uyum sağlayamamasından dem vurulur ya hep.Bu ezber Ernst'le bozulacak anlaşılan.Bu alman mı çok iyi, Ertuğrul Hoca'mı şanssızdı, Mustafa Hoca mı çok şanslı anlayamadık. Bu takımda Ernst gibi sonuna kadar takımı için savaşan, rakibe nefes aldırmayan, elinde avucunda ne kadar ne varsa sahada bırakan bir kaç futbolcu daha olsa bu takımın sırtı zor yere gelir.Forvette oynayan Nobre her zamanki gibi savaştı,didişti, rakip defansla boğuştu ama oda gol bölgelerinde verimsiz bir futbolcu profilini değiştiremedi. Bobo ise girdiği gol pozisyonlarını gole dönüştürememenin soru işaretlerini bıraktı kafamızda. Ama önemli olan gol pozisyonuna girmektir deyip geçilecek bir dönemden geçmiyoruz.

2 ay sonra Tello'nun yerine şans bulan bizim çocuk Serdar Özkan ise atılan gölün mimarıydı. Yusuf'a yaptığı asist, gelişi güzel atılmış bir top değil, görerek ve bilerek atılmış bir pastı.Yalnız bizim değerlendirme ölçümüz Serdar için pek olumlu şeyler içermiyor. Maç boyunca yapması gerekeni yapmanın bir artı fazilet olmadığına inanıyoruz. Zaten görevin o, sen fazladan takımın için ne yapıyorsun ? Bireysellikten, bencillikten kurtulup, taraftara şirin görünmek için rakiple didişmeyi ya da hakemi kandırmayı bırakıp, fantaziye kaçmadan, kendisi olan, yapması gerekeni ne kadar ve ne sıklıkta yapıyor Serdar, soru bu ? Serdar bu maçta biraz oynamaya çalıştı ya artık 3-5 ay daha bekleriz Serdar'ın birazcık oynaması için. Bu da sadece S.Özkan'ın değil Türk futbolunun temel sorunu galiba.

Görünen o ki bu Beşiktaş,bize şampiyon olabilmek için umut vaadediyor. Ve bizde bu yıl bu iş bitecek diyoruz. O kadar...

22 Mart 2009 Pazar

Nobre Oynamaz Mı Hoca Deli Misin Sen?


Fenerbahçe,Trabzon ve Galatasaray'ın yenildiği,Beşiktaş-Sivas maçının beraberlikle sonuçlandığı ve kaliteli maçların geçtiği bir haftayı geride bıraktık.
Ligde kümede kalma mücadelesi en az şampiyonluk mücadelesi kadar zevkli geçmekte.Koceaeli oynuyor ve kazanıyor .İBB kazandı.Ankaragücü,Hacettepe kaybetti.Ligin dibinde kimin kalacağı gerçekten muamma.Gönlüm, Hacettepe,Ankaragücü ve İBB'nin düşmesinden yana.Bekleyip göreceğiz.
Gelelim haftanın en önemli maçına:Sivas-Beşiktaş. Bilica ve Silla savunmasının arasına onlarla boğuşacak,başa çıkabilecek oyuncular olmasını tercih ederdim.Boş alan topcusu olan kafa hakimiyeti olmayan,ne yapacağını kestiremediğimiz Holosko yerine Nobre neden oynamaz?Sivas açık top oynayan bir takım değil ki Holosko'dan faydalanasın.Holosko'yu oynatınca da Rüstü'nün degajlarında top duvara çarpmışcasına geri savunmamıza dönüyor...Delgado'nun yerine ayağına daha hakim,daha çok top tutan ve daha olumlu kullanan Yusuf'un oynaması çok akıllıcaydı.Yalnız Mustafa Hoca aynı akıllı hareketi neden ön liberoda Cisse'yi oynatarak göstermedi merak ediyorum.Neticede Mustafa Hoca büyük maçların hocası olmadığını (Trabzon maçından ders almayarak) gösterdi.Beşiktaş da büyük maçların takımı olmadığını gösterdi...
Ayrıca haftanın diğer bir önemli olayına da değinmemek olmaz.İbrahim Toraman-Fatih Terim.Hemen her maçta Fatih Terim'i İnönü Stadı'ndaki maçları izlerken görüyorum.Yardımcılarını da yanına almış izliyor,izliyor,izliyor...En son kadrosuna Milli Takım'ı bu sene başında bırakan Rüştü ile yıllardır Milli Takım'da oynamayan İbrahim Üzülmez'i alıyor.David Villa-Torres,Xavi,İniesta gibi oyuncuların karşısına savunmada Emre Aşık,Eren,Sedat Bayrak'ı alıyor.Şu an Türkiye Ligi'nin belki de en formda oyuncusu İbrahim Toraman'ı bu kadar sakata rağmen çağırmıyor...O zaman Fatih Terim ne diye gelip statta maç izliyor ki.Bu oyuncuları almak için defalarca maç izlemeye gerek yok...

2 Mart 2009 Pazartesi

BEŞİKTAŞ, MUSTAFA DENİZLİ'YE RAĞMEN KAZANIYOR


Beşiktaş, Mustafa Hoca tarafından doğru kadroyla sahaya sürülemediği için doğal olarak ta iyi oynayamıyor. Sonuca bakıp ta günü kurtardık diye kimse başta Mustafa Hoca sevinmesin sakın.
Her hafta değişik bir kadro, ya çok temkinli ya çok deli danalar gibi saldırmaya çalışan bir oyun anlayışı, birbiriyle çelişen bir oyun kurgusu. Takımın belirgin bir sistemi yok.İdeal bir kadro oluşturulamıyor. Mustafa Hoca bir şeyi sakın unutmasın. O sıradan bir takımı değil sahaya formasını koysa, ya da bütün maçlarına teknik adamsız çıksa ilk dörde girecek Beşiktaş'ın teknik adamı.
Öyle bir saha içi kurgusu var ki Beşiktaş'ın, anlayan beri gelsin. Mustafa Hoca dahil kimsenin anlayabileceği bir şey değil.Takım ya hücum bölgesinde ya defans çizgisi üzerinde oynuyor. Günümüz futbolunun en önemli bölgesi olan orta saha hemen her maç pas geçiliyor. Bugünkü maçta koca orta saha kanar adamlar hariç(Tello ve Ekrem)sadece Ernst'e teslim edilmiş. Bu dışardan çok açık bir biçimde görülebilirken, Denizli'nin bunu görememesi nasıl açıklanabilir ki? Beşiktaş takımında şu gün itibarıyla çok açık ve net olan bir gerçek vardır: Takım ileride Bobo ve Nobre'yi birlikte kullanmadan ve orta sahada Ernst'in partneri, Uğur ya da Cisse olmadan bu takım bu yıl şampiyon olamaz....
Mustafa Denizli eğer ileride Nobre ve Bobo'yu birlikte kullanacaksa onların gerisinde oynaması gereken futbolcu Delgado ya da Yusuf Şimşek olmamalıdır diye düşünüyoruz. Bu kendi elinle koca orta sahanın rakibe teslim edilmesinden başka bir sonuç vermez. Eğer bu gün İstanbul Belediye forvetleri biraz becerikli olsa ya da kalecimiz Hakan gününde olmasa Mustafa Hoca ne söyleyecekti ki çok merak ediyorum.? Bıraksın bu Delgado sevdasını...Takımın orasıyla burasıyla oynamayı kesmeli Mustafa Denizli...Bu ne biçim egoymuş, bu ne kendini ispat etme çabasıdır, bu ne kompleksmiş be...Ya çok korkak ya çok cesur... Ortası yok mu bunun Hoca ?
Bu ülkede biraz palazlanan, az da olsa standart üstü, şansına başarıyı yakalamış, tesadüfen elde edilmiş başarılar ve onları zorla kahraman yapan bileşenler ve onların yarattığı büyük insanlar !!! hep korkutur bizi. Her gün kendini yeniden ispat etme düşünceleri, farklı işler yapma işgüzarlıkları ve her seferinde şapkadan tavşan çıkartma sevdaları onların en büyük düşmanlarıdır aslında...

16 Şubat 2009 Pazartesi

O OYNADIKÇA,İZLEYESİM GELİYOR...


Hafta sonu Beşiktaş-Trabzonspor ve İnter-Milan derbisi vardı.Beşiktaş maçını izledim.Beşiktaş'ı Denizli geldikten sonra 2. kez bu kadar etkili ve iyi oynarken görüyorum.(İlk geldiği hafta Gençlerbirliği karşısında da takım iyiydi).Beşiktaş ilk yarıda defansif bir kadroyla sahaya çıktı.Ernst,Cisse 2 ön libero,Sivok Gökhan stoperde, nobre tek forvet,arkasında gol atmayan ve attıramayan bir Yusuf...Serdar Özkan'ı saymıyorum bile.Tello orta yapacak Nobre vuracak da namne namne...Egemen ve Song arasında kalan bir Nobre ile bu iş olmazdı ki olmadı da...İkinci yarı Delgado ve Bobo ile birlikte iyice ofans düşünen Beşiktaş maçı tek kale tamamladı ancak tek gol bulabildi.
Maçın sorusu şu: Trabzonspor deplasmanda 3 forvetle (Umut,Gökhan,Yattara) çıkıyor da Mustafa Denizli neyden korkuyor?Gördük ki Mustafa Denizli rakipten korkmak yerine rakibin kendisinden korkmasını sağlasaydı durum farklı olurdu...
Gelelim haftanın ikinci derbisine...İnter, Milan'ı 2-1 mağlup etti.Maç en az 4-4,5-5 bitebilecek bir maçtı.İnter kalecisi takımın galibiyetinde önemli pay sahibiydi.İnzaghi ve Pato'nun net gollerini çıkardı.Aynı şekilde Abbiati de İnter'den Adriano ve İbrahimovic'in çok sayıda pozisyonuna geçit vermedi.
Ben Milan'ı hayranı olduğum ve hala dünyanın en iyisi olarak gördüğüm Ronaldinho'yu izlemek adına takip ediyorum(Etmeye çalışıyorum desem daha doğru olur).Barça'ya geldiği ilk günler kadar etkili olamasa da yavaş yavaş kendine geliyor.Kaka'nın da yokluğunda ipleri iyice eline almış durumda.Maçta araya attığı müthiş paslarla takım arkadaşlarını pozisyona soktu, ki bunlardan birisinde Jankulovski Pato'ya çıkardı ve Milan tek golünü buldu.Umarım milli takımda da iyi oynamaya başlayan Ronaldinho eski formuna daha çabuk kavuşur da Brezilya'da yıkılan heykelini yeniden dikerler ve gözlerimizin pasını silmeye devam eder...

FUTBOL İYİ SONUÇ KÖTÜ...


Beşiktaş şampiyonluk yolunda olmak ya da olmamak maçında Trabzon'la berabere kaldı. 1-1. Son yılların en iyi Beşiktaş'ını seyrettik desek abartmış olmayız. Ama gelin görün ki korkak Mustafa Hoca çift ön liberolu Ernst- Cisse ve tek santrafor Nobre'yle maça başladı. Koca bir ilk yarı da boşa gitti. İkinci yarı Bobo ve Delgado'nun sahaya sürülmesiyle daha cesur ve atak oynayan bir Beşiktaş izledik...

Mustafa Denizli sahaya yine değişik bir kadroyla çıktı. İdeal on bir denilen kavram Mustafa Hoca'nın kabul edebildiği bir gerçek değil. Her maçta yeni ve değişik bir kadronun sahaya sürülmesinin mantığı ne olabilir ki ? : İnceleyelim.
1) Hoca bütün futbolcularla iyi geçinmek ve onlara sevimli görünmek gibi mantık içinde olabilir.
2) Hocanın elindeki kadro o kadar iyidir ki hoca hiçbirinden vazgeçemez. Bir hafta O, bir hafta bu idare ediyordur.
3) Hoca kendi büyüklüğünü kavrayamayan küçücük düşünceler içerisindedir ki bunu da "Rakibe göre sistem-kadro oluşturmak " gibi genel ifadelerle açıklar

Bizce tamamı genel anlamda yanlış düşünce ve davranışlardır bunlar. Öncelikle her Takımın ideal bir 11'i olmalıdır. Sakatlıklar, kupa maçları, formsuzluklar dışında bu kadroda istikrar tabii kadroya inanıyorsan başarıyı getirir. Rakibe göre kadro ve sistem zırvalığına gelirsek. Bu düşünce'nin tamamı doğru ya da tamamı yanlış değildir. Elbette Konyaspor, Kocaeli ya da Barcelona, Milan'la ya da Arsenal'le oynarken farklı sistem ve taktik uygulayacaksın. Ama sen Beşiktaş'san, eğer, sen kendine '' Ben büyük kulübüm'' diyorsan Türkiye liginde oynayacağın maçlarda rakibe göre sistem,taktik ve kadroda oynama yapıyorsan ya sen denildiği kadar büyük kulüp değilsindir; ki Beşiktaş büyük kulüptür. Ya da bu işin hesabına kitabına girip, olaya tamamen duygusal bakıp! küçük bir hoca mantığını sahaya sürüyorsundur.

Beşiktaş büyüktür Mustafa Hoca sen kendi kafanı düzelt, korkma, cesur ol. Korkmamayı, takımına hücum oynatmayı kompleksi kafalara ve bu ülke futboluna sokan, rakip kim olursa olsun % 51 diyen sendin. Şimdi ne oldu ? Ne değişti de bu kadar korkak ve pasif bir kadroyla mücadele ediyorsun. Sanıyorum Denizli'de bitti, denizde... Sadece birileri sezon sonu kral çıplak diyecek hepsi bu...

Trabzon teknik adamı Ersun Yanal bu sezon oynadığı hemen hemen bütün maçlarda Yattara, Umut Bulut ve Gökhan Ünal'ı içeride- dışarıda cesurca yan yana oynattı ve lider. Peki Mustafa hoca ne yapıyor ? Defansını sağlam tutmak adına Cisse-Ernest ya da türevlerini yan yana oynatarak Nobre'yi ileride tek ve yalnız bırakıp, Bobo gibi bu takımda ölüsü oynayacak adamı kenarda bekletiyorsun. Peki sahaya sürdüğün kadro doğru ve işlevselse, yenik duruma düştüğün anda ya da takım mağlupken Bobo'yu sahaya sürmen nasıl açıklanabilir ki. Bu takımın direkt on birinde Bobo'da,Nobre'de ve formsuz değilse Holosko'da oynamalı hoca. Bu üçlüyü yan yana oynatma becerisini göstermelisin...Onların defansif, zayıf yanlarını tolere edecek bir kadroyu oluşturmak da bizim değil senin görevin. Çünkü Büyük Hoca olan sensin...

Bu takım senin son şansın Mustafa hoca. Bu saatten sonra dışarıda da içeride sana talep olmaz. Bundan sonra senin futbol kariyerinin en tepesindeki takımın adıdır Beşiktaş ve kıymetini bil. Ya şampiyon yaparsın Büyük Mustafa'nın Büyük Beşiktaş'ı olarak anılırsın... Ya da küçük suların küçük balığı olarak kalırsın
Ama görülen bir gerçek var ki bu ülke baştan aşağıya korkaklar ülkesi.

10 Şubat 2009 Salı

DENİZLİ'NİN SİSTEMSİZ BEŞİKTAŞ'I...

Beşiktaş'ı özellikle son yıllarda çok defa kötü oynarken gördüm ama hiç bu kadar bir şey oynamadan oynuyor gözüktüğü bir maç hatırlamıyorum. Tamam bu takımın başta yönetim, teknik adam, futbolcu ve saha dışı bir dolu sorunu var. Peki Ertuğrul'u gönderip ilaç niyetine sarılan Mustafa Denizli'nin hali nedir öyle ?
Takım bir hafta önce Antalya karşısında orta sahasını Ernst-Uğur İnceman'la oluşturmuştu. Denizli'nin bir hafta sonra Ernst-Sivok ikilisiyle maça başlaması pek açıklanabilir bir şey gibi gelmiyor bize. Bir haftada değişen ne olabilir ki. Bu olsa olsa klasik bir Mustafa Denizli hastalığı. Sistemsiz, ideal on biri olmayan, fiziki yetersizlik... Dışarıdan saha içini yorumlarken % 51 diyen, hücum futbolunu ağzına pelesenk yapan, kahramanca atıp tutarken mangalda kül bırakmayan Denizli artı korkuyor...Konyaspor maçında sahaya çıkarttığı kadro, saha içi yerleşimi, yenemiyorsan yenilmeyeceksin denen korkak futbol anlayışı ile sistemsizliği, taktiksizliği bunun açık bir kanıtı.Konya'ya karşı böyle oynuyorsan, Barca'ya karşı nasıl oynarsın acaba ?
Günümüz futbolu orta sahanın önemi üzerine şekilleniyor artık. Bizce de orta saha geçmişe nazaran çok daha önemli bir konumda.Ne olduğunu anlayamadığım tek ön libero-çift ön libero geyiğine girmeye gerek yok.Beşiktaş'ın sahaya çıkartacağı 11'i tahtaya yazarken mevcut kadroda bulunan bizce tek orta saha futbolcun olan Uğur bu formayı giymeli. Kötüde olsa iyide olsa giymeli.Çünkü Uğur hem defansif anlamda hem de ofansif anlamda dengesi olan tek futbolcun. Uğur'un savunma yönü belki Cisse, Sivok ya da Ernst gibi daha bir belirgin değildir. Ama hucum yönü de bu üçlüden iyidir.Beşiktaş'ın koca bir ilk yarı boyunca rakip defansın hatasından Yusuf'un dışarı giden bir şutu var sadece. İkinci yarıda Gökhan Zan'ın uzun pasında Bobo'nun ağır kalarak hafif çaprazdan kaleciyle karşı karşıya kaldığı ve dışarı giden bir şut ki; maçın en önemli pozisyonu... Maç boyunca kanatlara inemiyorsun, tek bir olgun atak gerçekleştiremiyorsun, rakibi göbekten delemiyorsun, şut çekmeyi hiç düşünmüyorsun, ileride çoğalamayıp Bobo'ya destek veremiyorsun... Peki bu takım golü nasıl bulur ya da karamboller hariç gol bulabilir mi? ? soru bizden cevap Denizli'den... Bu ilk yazımda; Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ının sahaya çıkartacağı şu kadronun sonuna kadar şampiyonluğu zorlayabileceğine inanıyorum.Geçmiş tekrarlanırsa ve böyle giderse zaten şampiyon olunamayacak gibi... Olursa olur, olmazsa da oyunun güzelliğine katkı yapan,kendisine yaraşır, sahada savaşan bir kara kartal görürüz en azından.
Hakan- Toraman, Sivok, Zapo, Ekrem- Ernest- Holosko,Uğur,Tello- Bobo,Nobre

8 Şubat 2009 Pazar

Hücumu unutan takım



Maçı kazanamama sebebimiz:

Takımın fizik yapısının oldukça kötü olması. Konyasporlular sahada sanki 15 kişi gibiydi. Her iki mücadelede onlar galip geldi. Bireysel olarak herkes gerekeni yapsa da sonuç beklenen gibi olmadı. Beşiktaş'ta işler yolunda gitmiyor.

Denizli karşısında rakip oyuncu kendi kalesine gol attığından dolayı galip gelirken, ilk Antalyaspor maçında rakibin çok erken penaltı yapmasından kaynaklanan rahatlama söz konusuydu. İkinci Antalyaspor maçında ise Tello'nun uzaktan muhteşem golü sayesinde kazandık.

Eee, gün oluyor hatalar yapılmıyor, uzaktan vuracak bir yiğit ortaya çıkmıyor.

Maçı kaybetmeme sebebimiz:
Defans hattında hiç bir oyuncunun hata yapmamasının yanı sıra, Konyaspor'un kazanmaktan çok, oyunu kitlemekle uğraşması çok önemli rol oynadı. Üstelik rakibin topu topu 2 kişiden oluşan hücum hattını 4 defans+2 ön libero ile 6 kişi bekleyince gol yememiz zorlaştı. Tıpkı atmamızın zorlaştığı gibi.

Göze çarpanlar:
-Gökhan Zan'ın defansta hatasız oynamasının yanı sıra, ileri attığı topların şaşırtıcı biçimde yerini bulması.
- Hakan Arıkan'ın eline topun 3 defa değmesi.