nobre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nobre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2010 Salı

Rijkaard'laşan Schuster...


Beşiktaş ligin dibine demir atmış Kasımpaşa'nın elinden zor kurtuldu desek yerinde bir tespit olur...Daha üç gün önce Porto'da bir ikinci yarı oynayan bu takım mıydı diye de kendimize sormadan edemiyoruz.

Beşiktaş'ın saha dışı sorunlarını bir tarafa bırakırsak öncelikle Schuster'in sahaya çıkardığı takım kadrosu, oynatmaya çalıştığı oyun sistemi ve bu oyun sistemine uymayan futbolcuların yetersizlikleri en başta irdelememiz gereken şeylerdir.

Önce Schuster'den başlayalım...Yurt dışından özellikle de büyük takımlarımıza gelen teknik adamların tipik bir özelliği var. Öyle bir hayhuyla geliyorlar ki sanırsınız her maçımız hücum ağırlıklı bir oyun felsefesi, atak üstüne atak yapan bir oyun anlayışı...Yediğinden fazlasını atan bir takım kurgusu...tertibi...vs.vs.

Ama bu hücum ağırlıklı futbol anlayışı genellikle ligin ilk 8-10 haftasında yerini sağlam bir oyun anlayışına bırakıyor...Adam bakıyor ki takım büyük, taraftar etkili, hakem yanlarında...kulisler müthiş...Başlıyor mantalite değişmeye..."Önce yemeyeyim sağlam oynayayım sonra nasıl olsa 1 tane atarım " Bu özellikle Alman kökenli teknik adamların tipik özelliği galiba. Derwall'de böyleydi arada gelenlerde ve Schuster'de... Rijkaard'ın ilk geldiğinde Galatasaray'a oynattığı futbolla gitmesine yakın oynattığı futbol arasında farkı birilerinin detaylıca araştırması gerekiyor ?

Aslında diyalektik olarak bir şeyi,tek başına, onu çevreleyen şeylerle,nesnelerle ele almadan irdelemek kişileri genellikle yanlış sonuçlara vardırır.Bu gerçekliği mümkün olduğunca göz ardı etmeden:

Schuster ve Oyuncu kaltesi

Sezon başından beri Beşiktaş'da bir kaleci sorunu var gibi davranılıyor...Kimi Rüştü dururken,Hakan oynar mı diyor. Kimi Cenk genç ve geleceğimiz diye ona sıcak bakıyor...Sonuç olarak elimizde bir Casillas yok...Malzeme bu ve kaliteleri de TSE damgalı Rüştü-Hakan ve Cenk...Kimi oynatırsan oynat...Sonuçta kaleciler yalnız adam.Hepside kaçınılmaz olarak hata yapacak...yapıyorlar da...Bu konuda kimi seçelim diyenlere şu oynasın bu oynamasın demek yerine Schuster ve onun oynatmaya çalıştığı özellikle Beşiktaş defans dizilişine en yakın isim olara bana da sanki Hakan esas kalecimiz gibi geliyor. Bunu düşünmemim sebebide: Çizgi defans oynayan, defansif derinliği genel anlamda taktiksel olarak oyun içinde şekillendirmeye çalışan ve defansını ileride kurma düşüncesi içindeki takımların kalecileri asla çizgi kalecileri değildir...Bu konuda Cenk'in şimdilik hiç şansı yok diye düşünüyorum,Rüştü belki ama Hakan diğerlerine bakarak daha iyi gibi bu konuda...Hatta o kadar iyi ki Porto maçında yaptırdığı penaltı örneğinde olduğu gibi biraz daha geride durabilse ve dengeli hareket edebilse, kanımızca daha da iyi olacak gibi.(Tabi bu İşin şaka kısmı...)

Esas canımızı acıtan ise şu: Barcelo'na kendi futbol kültüründen, 3-5 yıl öncesine kadar kazma bir kaleci olan Victor Valdez'den iyi bir kaleci yaratabiliyor da...Biz Hakan'ı, Onur'u, Aykut'u yemek için yoğun mesai harcıyoruz.

Bu takımın formasını giyemeyecek ve ancak rüyasında görecek olan futbolculara da bir iki laf etmek gerekiyor...

Gözümüz iki gün önceki Fenerli Gökhan Gönül'ü gördükten sonra üstelikte kenarda Hilbert dururken Erhan'ın bu takımda nasıl yer bulabildiğini sorguluyor...O Erhan ki bir kez bile bindirme yapamıyor kenarlardan.Soyadı Güven ama zerre kendine güveni yok...Ve bu Erhan bu kartal'ın bir kanadıysa vay bizim halimize...

Senin elinde Ersan gibi bir futbolcu varken Zapo'ya,Ferrari'ye hatta Sivok'a verilen paraya ve zamana acıyor insan...Yeteneklerine inandığım İsmail'in bu genç yaşına rağmen neden bir üst futbolcu kimliğini edinememesi sorgulanmıyor hiç... Şimdi değilse ne zaman gelişecek İsmail...?
Senin elinde altyapıdan gelen ve gelişime açık Necip varken, Üstelik senin elinde gerçek bir orta saha oyuncusu olan Ernst varken, Aurelio'ya neden gerek duyarsın ki? Al gülüm ver gülüm oynayan, resmen defansın kucağında oynayan,rakip kaleye dürbünle bile göremeyecek uzaklıkta oynayan bir Aurelio dan orta saha oyuncusu olsa ne olur olmasa ne olur ? Aurelio İspanya 2. liginde bile yer bulamazken UEFA kupasında final hedefleyen Beşiktaş'da kadroda nasıl yer bulabilir diye sorgulanmıyor mu hiç ? Kenarda Necip ve Onur oturacak sen Tabata'yla Aurelio'yu sahaya süreceksin...Ve bu iş için de futbol uzmanı olacaksın...Olmadı parası bol başkanın olacak...

6 ayda bir gol atan,2 yıldır sermayeden yiyen Nihat'ta, Holosko'da ayrı bir skandal...Holosko geldiği günden beri O da İsmail gibi en ufacık bir gelişme gösteremiyor. Ve şunun altını kesin bir çizgiyle çekelim...Kim ne derse desin,kim ne düşünürse düşünsün Bu Holosko Beşiktaş'ın futbolcusu asla olamadı ve olamayacak da...Çünkü Holosko'da, Burak gibi 2 doğru 3 yanlışla oynayan takıma faydasından çok zararı dokunan tipik bir orta sınıf oyuncu.
Nihat için ne söylesek az aslında...Hani rahat dursa, 3-5 ayda attığı golden sonra kahraman edası triplerine girmese bir şey demeyeceğiz.Bugünkü penaltı yaptırdığı pozisyona kadar tek bir olumlu şeyi yok ama penaltı sonrası o horozlanması yok mu çıldırtıyor bizi.Kendini yeniden kanıtlama telaşı ve anlaşılan Querasma ve Guti kompleksi de Nihat'ı bitiriyor.

Kenar bekleri İsmail, Erhan,defansın hemen önünde Aurelio, kanatlarda Nihat - Holosko ve sonradan oyuna giren Tabata, ilerde yalnızları oynayan,topu almak için sağa ve sola koşuşturan Bobo...Sakatlık sonrası ilk defa oynayan ve takıma değil de kendine oynayan Querasma'yla ancak bu kadar olur...

Rüştü golde hatalıymış, Guti uzatmalarda penaltı kaçırmış, Erhan,Tabata,Holosko, Aurelio ve Nihat yetersizmiş bunlar bardağın sadece dolu kısmı...Eldeki mevcut bu kadroyla Schuster'in oyun anlayışı da bardağın boş kısmı....

Beşiktaş'ın son oynadığı maçlarda şu açık seçik görünüyor ki Schuster ilk geldiği dönemdeki oyun anlayışını bugün terk etmiş durumda...Schuster ilk dönemlerde takımı 45-50 metrede oynatıyordu...Şimdi defans ve Bobo arasında 70 metre var...Tabi olanda Ernst'e oluyor...Maçın son anlarında biz yoruluyoruz Ernst yorulmuyor ama nereye kadar ? Yakında Ernst'in vücudu balon yaparsa şaşırmam. Senin elindeki mevcut kadro,futbol anlayışın Fener ve Porto maçlarının 2.yarılarını oynayabilecek durumdaysa öyle oynatacaksın... Herkesin söylediği gibi Beşiktaş'ın elinde: Bobo, Nobre, Queresma, Nihat, Holosko, Guti, Tabata ve Fatih Tekke gibi hücum futbolcuları var AMA Beşiktaş'ın bu ligde attığı gol sayısı : Fenerden 12 gol, Trabzondan 10 gol eksik, geçtim ligin büyüklerini Karabükten bile daha az....Kayseriyle aynı... Antalya'dan ise 1 fazla, Bu işte bir terslik var ama sorumlusu biz değiliz sanırım... Gittikçe Rijkaardlaşan ve korkak futbola dönen önce gol yemeyeyim diyen Schuster lütfen aynaya baksın....Sorumlusu odur bu tablonun çünkü...

Bu işin lamı cimi yok...Çünkü korkunun ecele faydası yok.

S.Beckett'inde söylediği gibi...
Hep denedin / hep yenildin/olsun gene dene/ gene yenil/ Daha iyi yenil...

9 Kasım 2010

25 Eylül 2010 Cumartesi

Guti Yok Ernst Verelim...


Ligin 6. haftası ve Beşiktaş biraz düzelen İnönü'nün zemininde MedicalPark Antalyaspor'u ağırladı.Karşılaşma Bobo (2) ve Tita'nın karşılıklı golleriyle 2-1 Beşiktaş'ın üstünlüğüyle bitti.Maçta Beşiktaş'ın yıldızı ve takımın saha içindeki beyni Guti maç kadrosunda yer almadıE durum bu olunca da olay; tüm yemeğin harika olup yemekte içilecek şarabın eksikliğinin hissedilmesi gibi Beşiktaş'ta yaratıcılık sorununa yol açtı.Guti'siz Beşiktaş'ın ilk yarıda tek pozisyonunu bile hatırlamak güç.İbrahim Üzülmez ve Hilbert'in ileri çıkmasını o bölgelere Tita ve Necati'yi monte ederek önleyen Mehmet Özdilek ilk yarı istediklerini başardı.

İkinci yarı da beklendiği gibi durgun geçiyordu ki.Bobo'nun mükemmel koşusuyla boşalan alanı dolduran Ernst Hilbert'in topuyla buluştu ve belki de Guti'nin bile atamayacağı ara pası ile Bobo'yu buluşturdu ve golü attı.Sonra Beşiktaş Quaresma ,Tabata ve Bobo ile net fırsatları harcadı ve atamayana atacaklar mı sorusu geldi akıllara.Yok canım bu takım nereden gol atacak ki derken Hilbert'in kontrolündeki topa Hakan Arıkan saçma sapan çıkış yapınca Tita topu boş kaleye yolladı.Sonra Beşiktaş atak bulmakta zorlandı ancak gerçekten hücumdan başka düşüncesi olmayan Bernd Schuster'in değişiklikleri maça etki etti.Önce Aurellio 'nun yerine Nobre sonra Tabata çıktı Holosko girdi en son da 90+1 de Bobo'nun yerine Onur girdi oyuna.-ki Onur benim takibinde olduğum ve yeteneğine inandığım bir oyuncu.Çok izleme fırsatım olmasa da ileride bulacağı süreleri iyi değerlendireceğine inancım tam-.Maç berabere bitecek diye bekliyorken Ernst yine mükemmel ara pası verdi ve yine oraya doğru koşan santrafor Bobo idi.Kalecinin bacak arasından topu ağlara gönderdi ve Beşiktaş maçı kazandı.Beşiktaş golü buldu taraftarlar rahatladı ama Antalyaspor son saniyelerde çok net bir topu dışarı attı.

Sonuç olarak:Sofraya şarap getiremediysek de yemekler o kadar güzel ki bira bile bu sofranın tadını bozamıyor...


19 Mart 2010 Cuma

Bu Takıma Uyanlar-Uymayanlar...


O kadar uzun süredir yaz-a-mıyorum ki bu bloga resmen Beşiktaş'ı anlatmayı özledim.Ya pazar gününe denk gelen maçlarda yolda oluyorum.Ya da internet bağlantısından yoksun oluyorum.Bir kaç haftadır kötü oyuna rağmen kazanılan maçlar var.Benim şansıma 2-2 lik Kasımpaşa maçı denk geldi.
Kayseri maçında defansif bi kadro sahaya süren Mustafa Denizli Tello'nun sezon ortalamasının üstünde performansıyla maçı kazandı.Sonra Denizlispor-ki ligin düşmeye en yakın ekibi- karşısında da benzer bi kadro ve tesadüfen atılan bir gol...
Gel gör ki çift forvet+moritz gibi forvete destek veren oyun kurabilen,Yekta gibi Beşiktaş'lıların çoğundan daha teknik (Fink-İbrahim Üzülmez,İbrahim Kaş,Ekrem Dağ,İbrahim Toraman,Nobre...) bir oyuncu,Koray gibi stoperden oyunu kurabilen yaratıcı oyuncular oynatan Kasımpaşa'ya karşı bu taktik işe yaramaz.Kalede görülen pozisyonların sayısı bi elin parmaklarını aşıyor.Artık taktikleri,maçı anlatmaktan gına geldi.Denizli böyle devam ederse Beşiktaş 1-0 kazanır ya da kazanamaz.Bu nasıl hücum düşünen teknik adam anlamadım bir türlü.
Beşiktaş bazı oyuncuları altında eziyor,kimileri de takıma bütük geliyor.Mesela Ferrari ve Sivok ikilisi bu takıma 2 gömlek üstün.Tabata bu takım için fazla.Bobo fazla,Tello fazla...Gel gör ki bu takıma uyan oyuncu neredeyse yok...İbrahim Kaş,Fink,Nobre,Serdar Özkan,Batuhan'ı da bu takımdan 2. hatta 3. lige gönderirsek geriye İbrahim Toraman,Ekrem Dağ,Necip,Ernst,İbrahim
Üzülmez,İsmail Köybaşı,Holosko,belki Yusuf gibi standart oyuncular kalıyor...

Ferrari-Sivok ikilisinin yokluğuna 20 dakika bile katlanamıyan bir takım oldu Beşiktaş.İkiliden herhangi birisi oyundan çıkarsa gol yemesi kesinleşiyor Beşiktaş'ın.Resmen takımın savunması yerle bir oluyor.Kupada bu ikiliden yoksun maçlara çıkan Beşiktaş kupadan elendi.Kasımpaşa maçında Gökhan Güleç'e bile gol attırıyorlar.Stoperlerin kralı "Ferdinand" Kaş ayağının altında ateş varmış gibi kenara kayıp adamın önünü boş bırakınca gol yemek kaçınılmaz oluyor.

Tello yaptığı ortalar,koşular,pres,oyunu yönetme yönüyle bu takımdaki oyunculara bir gömlek üstün geliyor.
Tabata 10 milyon euro'luk yüksek bonservis bedeli etmeyecek olmasına rağmen resmen bilerek oynatılmıyor.Seneye gelecek Delgado'nun tribünler tarafından sevilmesi ve beklentilerin yüksek olması nedeniyle Tabata'nın takımdan gönderilmesi gerekiyor.Bunu yapmanın en kolay yolu da

Tabata'yı oyundan,toptan uzak tutmaktır.2-3 hafta oynatmayıp 4.hafta son 5 dakika oyuna alarak yapılıyor bu.Oysa ki bu gün gördük ki Tabata çok kısa sürede oyunu değiştirebilecek bir oyuncu.Delgado'nun zamanında aldığı süreleri alsa ya da Nihat kadar şans bulsa inanıyorum ki takımı sırtlardı şimdiye kadar...

Ernst'i bu takıma uygun yazmamın sebebi ise geçen sezonun aksine çok altlarda grafik sergilemesi.Bu biraz Cisse'nin gitmesiyle de alakalı ama bu Beşiktaş üstün alman teknolojisini bile bozguna uğratabildi.Tebrikler Beşiktaş...

7 Kasım 2009 Cumartesi

Hakan Arıkan ve Diğerleri

Beşiktaş Trabzon deplasmanıyla birlikte galibiyet serisini 6 ya çıkardı (Ankaraspor hükmen galibiyeti de dahil).Goller Ernst ve Bobo'dan geldi.Beşiktaş Trabzonspor'a nazaran daha tutuk bir oyun sergiledi ve hücuma pek çıkmadı.Ernst'in golü gerçekten çok güzeldi.Uzak mesafeden kimsenin beklemediği anda kalecinin de uzanamayacağı köşeye çok güzel bir şut çekti.Bobo ise Nobre'nin yerine ikinci yarı oyuna girdi.Trabzonspor galibiyet için yüklendiği anda boşlukları o kadar da iyi değerlendiremedi Bobo.Hatta bir korner pozisyonunda kaleye 5 metreden kaleciye nişanladı topu.Sonra kaleciyle karşı karşıya kalabilecek bir pozisyonda topu defansa taktı ama maçın uzatma dakikalarında İsmail Köybaşı'nın pasına iyi bir vuruşla bu sezonki 2.golünü attı.

Beşiktaş bu gün 2 gruba ayrılmıştı adeta.Hakan Arıkan ve diğerleri olarak.Beşiktaş 2 gol attı atmasına ama 4,5 net gol pozisyonu gördü kalesinde.Hakan Arıkan en az 4 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunu kurtardı.Kalan şutlardan ve toplardan bahsetmeye bile gerek yok.Toplamda 8,9 net pozisyonun önüne geçti ve mükemmel oynadı.Yaşlanmaya başayan Rüştü'nün eline baktığımız bu günlerde bu performans ilaç gibi geldi.Umarız Mustafa Denizli bu oyuncunun şimidiki performansına da bakarak artık kalenin esas sahibinin Hakan olması gerektiğini anlamıştır.Ve kaleciliğini çok beğendiğim Hakan yan toplarda ve sektirdiği toplarda da kendini geliştirirse uzun yıllar Beşiktaş'ın kalesini korur.Ve milli takımda oynaması da gereken bir oyuncu.
Takım devre arasında Fink-Delgado değişikliği yapabilir.Ama yapılacak en mantıklı hareket Cisse ayarında bir oyuncuyu alıp Fink'i göndermek...Şampiyonlar Ligi'nden artık hayır gelmeyecek olsa da ligde şampiyonluk için böyle bir transfer de iyi olabilir.

9 Mart 2009 Pazartesi

Hacettepe-Beşiktaş Maçı: Oradaydım...


Beşiktaş'ın Ankara takımları ile oynadığı maçları sabırsızlıkla bekliyorum.Kimi zaman çekirdek çintleyerek,maçı tahlil ederek,kimi zaman kale arkasında avazım çıktığı kadar bağırarak izliyorum...İkisinin de tadı bambaşka benim için.Maraton ya da kapalıda maçı izlediğim zaman oyunun teknik ve taktik yönünü daha iyi kavrayabiliyor,sahayı daha iyi gözlemliyebiliyorum.Kale arkasına geçtiğimde ise maçın çoğu bölümünü kaçırdığım oluyor.Sonuçta takımımın kazanması için bağırıyorum ve takımımı destekliyorum.Yanımda hiç tanımdağım bir yüz - ve bir daha göremeyeceğim- omuzuna elimi atmışım ve zıplıyoruz.Maraton'u tezahüratlarımıza dahil ediyoruz.Bazen de Kapalı tribünü canlı tutmak için çalışıyoruz...Hepsinden önemlisi eğleniyoruz...
Maçta atılan 5 golün 3ü önümüzde olduğundan şanslıyız.Diğer 2 golün gol olduğunu ise oyuncular sevinmeye başladıktan sonra anlayailecek uzaklıktayız kaleye.Maçta Fabian Ernst çok iyi oynadı.Sahada basmadık yer bırakmadı, bir topu direkten döndü,pasları olumluydu,oyunu iyi yönlendirdi...Özellikle izlemek istediğim ve çok beğendiğim Zapo ise beni ilk yarım saatte şaşırttı.Ondan beklediğim oyunu geç de olsa sergiledi.Tello,Nobre,Bobo arı gibiydi.Özellikle Bobo 1 gol 1 asist ile takımını galibiyete taşıdı...Maçta Gökhan Zan'ın olmaması,Serdar Özkan'ın oyuna girmemesi ve Nobre'nin süpriz bir şekilde kadroda olması beni çok sevindiren olaylar arasındaydı...
Gelelim haftanın diğer olaylarına...
Çok değil bundan 3-5 sene önce, her sene gittiğimiz Foça sahillerinde benimle yaşıt bir gençle tanıştım: Umut Sözen.1990 doğumlu bu genç daha o zamanlar Altay'ın Yıldız takımında oynuyor ve Milli Takım seçmelerine katılıyordu.Hemen her gün sahil kenarında minyatür kalelerde maç yapardık.Tekniği ve oyun zekası yaşıtlarından kat kat üstün olan bu çocuğun gelecek vaad ettiği açıktı.Daha iyi yerlere gelebilecek yeteneğe sahip olduğunu fırsat verilirse gösterecektir.Gel gelelim 2 sezon önce Ankaraspor'a Aykut Kocaman zamanında, yetiştirme bedeli karşılığında Altay'dan koparılan bu genç şimdiye kadar Süper Lig'de sadece 5 dk forma giyebilmişti.Sivasspor maçında oyuna girdi ve golünü attı.Hala arkadaşım olan Umut'u 2 kere tebrik ediyorum.
1- Golü ve güzel oyunu için.
2- İkinci Fatih Terim vakası ,artist Bülent Uygun'u bu hallere soktuğu için.

Bülent Uygun'un bu hareketlerini gördükten sonra aklıma bir soru geldi.Hani her kırılan koltuk,sahaya atılan her madde ve her küfürlü tezahürat sonrası kapanan stadlar, verilen para cezalarını normal ve haklı görüyoruz ya...Bir antrenörün kulübeyi bu şekilde tekmelemesinin bir cezası yok mu?Hakemlerle kavga edercesine bağıran ve ardından ağız hareketlerine bakıldığında küfür eden bir adam ,Türkiye'nin en iyi hocalarından biri gösteriliyor.Tıpkı Emre Belözoğlu'nun Milli Takımın beyni olması gibi...Eğer Bülent Uygun Türkiye'nin en iyi antrenörlerinden biriyse, Türkiye'de futboldan söz etmek mümkün değil...
Ve bu adamlar tribüne kol işareti yapar,rakibe tekme atar,rakibine senin kafanı koparacağım işareti yapar,hakemlerle böyle bir üslupla konuşur, kulübeyi tekmeler,küfrederlerse taraftarların en ufak hatada hakeme küfür etmesi,koltukları kırması normal karşılanabilir.Hatta ve hatta aldıkları cezaya bile tepki göstermeleri normal.Çünkü bu büyük! adamlar yaptığı hareketlerden ceza almıyorlar ve her geçen gün şiddetini artıyorlar bu hareketlerinin...

20 Şubat 2009 Cuma

DEPLASMAN FATİHİ MUSTAFA DENİZLİ'Lİ BEŞİKTAŞ!!!


Ertuğrul Sağlam'ın bıktıran ve abartı derece katı savunmasından sonra, Mustafa Denizli'nin bezdiren ve aşırı derecede düzensiz saldırı taktiğiyle Beşiktaş belini doğrultamadı bu sezon...İki teknik direktörün birbirinden tam zıt oyun görüşleri de oyuncuları bir hayli olumsuz etkilemiş görünüyor.
Ertuğrul Sağlam oyunu her şeyden önce sağlama alıyordu.Defans ön planda, hücum ikinci planda tutulmaktaydı.Bu taktikle Beşiktaş büyük maçlar (Şampiyonlar Ligi,UEFA elemesi,derbiler) hariç, diğer maçlarda başarı sağlıyordu.Takımın en önemli özelliği ise kondisyonu ve disipliniydi.Bu arada korkak olmasıyla eleştirdiğimiz Ertuğrul Sağlam'ın Holosko'nun geldiği ilk sezon(geçen sezonun devre arasından sonra) uzun bir süre 3lü forvetle sahaya çıktığını da unutmadım...
Gel gelelim hücum özelliğine ağırlık vermesiyle tanınan Mustafa Denizli'nin taktiğine...Ertuğrul Sağlam ile kondisyonu zirve yapan takımın oyuncularında mental açıdan bir eser kalmamış.Devre arası takıma ekstra hiçbir yükleme yapılmaması da bu günlere geleceğimizin habercisiydi.Serdar Özkan,Cisse,Delgado,Tello,Holosko gibi oyuncuların kondisyonlarının azaldığını gözlemlemek için futboldan çok anlamaya gerek yok.Kondisyonu azalan futbolcular da rakip oyuncularla daha çok münakaşaya giriyor, mental eksikliklerini faullerle kapatınca da kartlar artıyor.Denizli ligde, takımın başına geldiği ilk hafta Gençlerbirliği deplasmanında kazandıktan sonra ilk kez Gaziantep deplasmanında maç kazanmış oldu.Ben de Mustafa Denizli önderliğindeki Beşiktaş'ın bu üstün!!! başarısından dolayı onlara deplasman fatihi adını takmayı uygun gördüm...Darısı nice deplasman başarılarına...
NOT: Son 2 maçtır çok iyi oynayan İbrahim Üzülmez'e değinmeden yazımı noktalamak olmazdı .Özellikle Trabzonspor maçında döktürmüştü...
Bu maçta da sağ bek oynayan İbrahim Toraman müthişti.Nobre'ye asist yapmadan önceki pozisyonda 3 oyuncuyu geçerken sahada Ronaldinho var sandım...Ekrem Dağ da takıma katılınca, gönlümün kaptanı İbrahim Toraman, 2 sezondur boş boş yatan Serdar Özkan'dan formayı kapar mı kapar...