ernst etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ernst etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2009 Pazar

Unuttuğumuz Sevinçler...


Beşiktaş'ın kendi evinde, ezeli rakip Fenerbahçe'yi net bir skorla 3-0 yenmesi epeydir kupa maçları haricinde tatmadığımız bir mutluluğu yaşattı bize.

Bu maç öncesi rakip teknik adam Daum'un Fenere oynatacağı futbol belli. Sağlamcı bir anlayışla yenilmemek üzerine kurulu klasik bir alman futbol kafası. Buna karşılık geçmişte bütün maçlarına kazanma arzusuyla çıkan Denizli ise her maçta gerek anlayış,gerekse de çıkarttığı kadro itibarıyla istikrarsız ve bilinmezlikle dolu.

İki takımda bu maçta önce yenilmemek üzerine kurmuş futbol felsefesini. Alman Daum'u anlarız da Denizliyi anlamak diyalektik bir sorun. Şimdilik O iş de da bizi aşar bir bilene sormak lazım.
Önce Fenerbahçe ye bakalım. Kenarda Semih dururken Kazım'dan santrafor yaratmak belki futbol anlayışı olarak doğruda. Bu pototipe uyacak adam Kazım mı işte orası tartışılır. 75'de kırmızı gören ve ondan sonrada eksik kalan Fenerin santraforu olabilecek adamı değildir Kazım, Drogba değil ki Kazım. Emre sakatlanıncaya kadar ortada geçen maç, onun çıkmasıyla Beşiktaş'a döndü desek yalan olmaz. Lugano yorgun,Önder tedirgin Carlos gitmeyi kafasına koymuş misafir sanatçı gibi.Gökhan ise bizi de şaşırtan düşük bir performans izliyor. Alex ise Alman Fink'in pençesinde sağından soluna dönemiyor.
Fener bu halde iken Beşiktaş'ımız nasıldı peki.

Özellikle şunun altını çizmekte fayda var. Beşiktaş'ın bu defans anlayışı benim son yıllarda gördüğüm en uyumlu ve en agresif defansıdır.Sağda Toraman vebu maçta iki asiste oynayan solda Üzülmez ve göbekte Sivok,Ferrari dörtlüsü neredeyse kusursuz oynuyorlar epeydir. Önlerinde oynayan Ernst ise bu takımın motorudur desek abartmış olmayız. Bu maçta bizi asıl şaşırtan şey, Beşiktaş'ın kadrosunda bizim pek de sıcak bakmadığımız Fink oldu. Alex'le adam adama oynayan ve sahadan Alex'i silen bu futbolcu bizim sahalarda pek sık görmeye alışkın olmadığımız ilk golü atarak da bu maçın kazanılmasında başrol oynadı.Bobo'nun attığı ikinci golün zorluğunu da, ancak bu işi gerçekten bilen bilir.Beşiktaş'ın forvetinde Nobre'mi yoksa Bobo'mu oynar ? diye tartışma yürütenlere bir selamda biz çakalım Bobo'mla birlikte.

Milletin ağzında bir laf dolaşıyor epeydir. "Serdar Özkan yeteneklidir "diye. Diyelim ki ve farz edelim ki doğrudur bu görüş... peki bu yetenek ne işe yarar ki ? Batsın böyle yetenek ve olmaz olsun. Özkan gibi yetenekli olmaktansa İbrahim Üzülmez, Fink ve Ernst gibi olmak daha önemlidir gözümüzde. Yeteneğine inanmadığım ve hep kuşku duyduğum, şüpheyle baktığım Serdar Özkan'a o formayı hiç bir zaman yakıştıramadım ben. Yetenekleri varsa gitsin Bursa'da, Antep'de göstersin.
Birde Yusuf sorunumuz var bizim. Allahı var S.Özkan'ın tersine topla iyi haşır-neşir ve 3 kişiyi geçmeden,onları sağa sola yatırıp orgazm olmadan kimseye top falan atmıyor. Yıl 2009 ...Günümüz futbolu ve Yusuf...Boş versene...

Her şeye rağmen bu galibiyet Beşiktaş'ıda şampiyonluk yarışının içinde tutacaktır.En azından temennimiz bu yönde.
Hiçbir yasal gerekçe yokken ve faşizan bir tutumla 1 yıl süreyle stadlara alınmayacak olan arkadaşların yerine....Haydi hep beraber...


Yeterrrrrrrrr Yıldırım Demirören Yeterrrrrrrrrr

17 Ağustos 2009 Pazartesi

BEŞİKTAŞ VE BEKLENTİLER...


Geçen sezonu çifte kupayla kapatmış bir takımdan bahsediyorum.Bu seneye süper kupa mağlubiyetiyle kötü bir başlangıç yapmış bir Beşiktaş konumuz.Ufak bir incelemeden sonra beklentilerimizi sıralayalım...Geçen seneki iskelet kadroyu büyük ölçüde bozmaması büyük bir avantaj.Büyük ölçüde diyorum çünkü takımın 2 yabancısıyla yollar ayrıldı.Zapo ve Cisse takımda kalmasını istediğim ve faydalı olduklarına inandığım oyunculardı.Özellikle Ernst'in gelmesi ile büyük çıkış yakalayan ve şampiyonlukta büyük pay sahibi olan Cisse'nin gönderilip yerine daha ofansif ama oyun kurmada ve defansta daha başarısız olan Fink geldi.Fink Cisse'den daha fazla gol atıp hücuma daha fazla katkı gösterecek gibi görünüyor.Bu genelde kısır maçlar geçiren Beşiktaş için olumlu bir yön.Fink'i bir iki maç dışında tanımamama rağmen Cisse'nin kalması taraftarıydım.Diğer bir rotasyon da defans bölgesinde oldu.Oyun tarzını,profesyonelliğini takdir ettiğim Zapo Mustafa Denizli'nin gelmesiyle beraber kulübeden çıkamadı.Bu sezon antrenmanlara sorunsuz katıldı,çalıştı ama sonunda Bursaspor'a kiralandı.Yerine kariyeri büyük takımlarda oynamakla geçmiş bir İtalyan Matteo Ferrari geldi.İtalyan olmasının verdiği sağlamlık ve garanticilik ilk maçlarından belli etti kendini.Oyun kurma konusunda yetersiz ve sorumluluk almaktan kaçar bir hali var.Umarım bunu aşar.Yalnız her yeni transferde bir sorun daha bizi beklemekte.Uyum sorunu.Özellikle defans bölgesinde oynuyorsanız bu sorun sürekli açığa vurur kendini,nitekim Beşiktaş'ta olduğu gibi.Ferrari'nin kumaşının kaliteli olması ve bireysel olarak iyi bir stoper özelliklerini taşıması demek Zapo-Sivok defansından daha iyi bir ikili oluşturacakları anlamına gelmez ne yazık ki.Bir de Gökhan Zan kaybımız var ki sormayın gitsin.Onu alan takım umarım hayrını görür.Yeni gelenlerin çoğunun ise iyi futbolcular olduğunu düşünüyorum.İsmail Köybaşı daha ilk maçtan İbrahim Üzülmez'in 10 maçta yaptığını yapmaya başladı.Rıdvan,Fenerbahçe maçının son dakikalarında oyuna girdiğinden pek bir şey anlayamadım ama süratli bir oyuncu olduğu belli.Nihat transferine de kötü diyemem.Çünkü formda bir Nihat en az 10-15 gol atar ki bu Beşiktaş'ta oynayan birisi için iyi bir rakam.Erhan Güven bence İbrahim Toraman,Ekrem Dağ'ın olduğu takımda fazla şans bulamayacak gibi.Yeni transferlerin tek kötü yanı aşırı ve şişirme bonservis bedelleri yanında oyunculara da aşırı ücretler verip takımdaki dengeleri ciddi anlamda alt üst etmeleri.Öyle ki Tello ve Holosko zam istedi kaptı.Gökhan Zan bu yüzden Gs'ye gitti.Toraman sırada...Sanırım Beşiktaş'ın en büyük transferi sayılabilecek olay da Delgado'nun formasından uzun süre ayrı kalacak olması.Düşünün ki geminin kaptanı olmadan daha iyi gideceğini söylüyorum.Tello,Yusuf ve son transfer Nihat gemiyi daha iyi yöneteceklerdir.Bu sezon her sezon olduğu gibi beklentilerimiz aynı.Ligde şampiyonluk.Türkiye kupası.Olur da kurası denk gelirse Şampiyonlar Ligi'nde biraz ilerlesek fena mı olur?Bence gayet iyi olur...

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Şampiyonluk geliyor...


Ankaragücü Beşiktaş maçını maalesef Ankara tribünlerinden seyretmek zorunda kaldık. Kısaca rezil bir ortamda küfür yiye yine seste çıkartamadan üstelik maçı tamamladık. Yanı başımızda Ankaragüçlülerin birbirleriyle kavgasıda işin tuzu biberi oldu. Bizde uzaktan uzağa çarşıyı seyrettik.

Mustafa Hoca Sahaya çıkarttığı kadroda yine değişiklik yapmış. Ekrem kenarda beklerken, defansın sağına İbrahim Toraman yerleştirilmiş.Cezalı Sivok'un yerine defans göbeğinde Zapo, Gökhan'a partner olmuş. Önce buradan başlayalım. Denizli, sanıyorum bu defans bloğunu Ankaragücü forvet oyuncularının boy avantajını bertaraf etmek için yapmışa benziyor. Lakin Ankaragücü'nden yenilen beraberlik golü işin teori ve pratiğinin çok da örtüşmediğini gösterdi bize. Ama bu Zan ve Zapo'nun bu sezon birlikte oynadığı hiç bir maçın rahat geçmediği gerçeği de tüm çıplaklığıyla önümüzde duruyor. Gökhan'ı son oynadığı maçlar hariç hiçbir şekilde tutmuyoruz ve beğenmiyoruz. Bizi asıl şaşırtan geldiği ilk günlerde çok umut bağladığımız Zapo'nun durumu. Bu yıl oğluma aldığım ve arkasına ismini yazdırdığımız forma Zapo'nun forması. Ama müthiş bir hayal kırıklığına uğradığımı belirteyim. Dün de dikkatlice izlediğim Zapo'nun ilk toplara girme ve rakibe müdahale konusunda hep zamanlama hatası yapması. Korkarım bu Zapo bu haliyle ve bu formuyla uzun süre bizde kalamaz, kalmamalıdırda.

Kalede Rüştü -Toraman, Zan-Zapo-Üzülmez defans bloğunu, onların önünde Cisse önünde Ernst, sol kanatta Yusuf, sağ kanatta Holosko, en ilerde Bobo ve daha çok Bobo'nun arkasında serbest oynayan bir Tello ile maça başladık.

Beşiktaş takımında başta çıkana kadar Tello, Cisse, Üzülmez ve Ernst beğeni ile izlediğimiz futbolculardı.Diğer futbolcular ise maç boyunca ellerinden geleni yaptılar.Haklı bir galibiyetin ardından şampiyonluk ateşi bu yıl bitecek gibi gözüküyor. Biz taraftarlar haramilerin saltanatını yıkmaya hazırız, yeter ki takımımız hazır olsun.

26 Nisan 2009 Pazar

Şampiyonluğa 5 var...


Dün Sivas'ın rahat Trabzon galibiyeti, Beşiktaş'ın zorlu Eskişehir maçını daha bir önemli hale getirdi. Sezon sonuna yaklaşıldıkça ligin Sivas ve Beşiktaş cephesinin hata yapma lükslerinin olmadığı ortada. İşin Sivas cephesi bizi ilgilendirmiyor Biz Beşiktaş'a bakalım...

Mustafa Hoca'nın sahaya çıkarttığı kadroya baktığımızda getirebileceğimiz eleştiriler var. Bunlara kısa kısa değinelim. Defansımız sağda İ.Toraman, solda Ekrem, göbekte Zan ve Sivok'la başladı maça. Bizce doğru bir diziliş. Son haftalarda yükselen formuyla Zan bizi şaşırtsa da biz onun yerine Zapo tercihini kullanabilirdik ama bu Gökhan böyle oynadığı sürece de tek laf etmeyiz. Defansın bu dizilişi tam da bizim doğru kabul ettiğimiz bir diziliş. Ekrem'in solda İbrahim Üzülmez yerine tercihi de gelecek açısından doğrudur.

Defansın önünde oynayan Ernst ve Cisse(ya da Uğur) tercihleri de bizce doğru bir orta saha kurgusudur. Buraya kadar sorun yok. Gelelim orta saha kenarlarında dönüşümlü oynayan Tello ve Özkan'a. Eski maçlarına nazaran son haftalarda biraz durgunlaşan Tello geçmişine hürmeten bir yere hoş görülebilir. O Tello bugün oynanan Eskişehir maçında da pek de iyi olmamasına rağmen 67.dakikada Bobo'ya yaptığı asistle görevini yaptı diyelim. Peki bu Serdar Özkan denilen 3.sınıf topçu ne iş yapar.? Ne zaman yapar.?Genç Serdar ne zaman önce takım diyecek, kendine oynamayacak takıma katkı sağlayacak. Bu adamın saha içi torpili kimdir? Bu Serdar altyapıdan çıkmış,gençmiş,yetenekliymiş Eeee... Ne zaman sahaya yansıtacak bu özelliklerini... Sorsan kendini Messi sanır... Arda'yla kıyaslar... Hadi lan oradan... Bir futbolcu sakat olur, formsuz olur, anlarız...Sen hep kafadan sakat, sürekli formsuz, sıradan bir futbolcusun ve Beşiktaş'ta ne işi var böyle adamların.

Bu günkü maçta Holosko'ya partner olarak ileride görev yapan, daha çok forvet bölgesinde oynayan Delgado'da Serdar Özkan'ın Latin Amerika ayağı. Sadece kafa yapıları farklı. Delgado ne olup ne olmadığını biliyor. Bizim Serdar onu da bilmiyor zavallı. Kaptan Delgado Yusuf'un gelişinden sonra biraz kımıldasa da yeterince takıma faydası yok zararı çok. Ne zaman kaptan bir maç kurtaracakta biz göreceğiz. Ölme eşeğim ölme...

Bu günkü maçta takımda bildiğimiz anlamıyla tipik bir santrafor yoktu.Tamam Nobre sakat kadroda yok. Peki Bobo neden yedek.? Hoca'nın tercihi elbette sorgulanmalı. Rakibin oyun ve kadro yapısına göre çıkartılmış bir kadro gibi geldi bize. İkinci yarıda Sivok'un yerine giren Bobo ve 81.dakikada Tello'nun yerine giren Yusuf tercihleri elbette sorgulanmalı. Mustafa Hoca koca bir ilk yarıları neden boşa harcıyor ? Yusuf'un bu kadroda yer bulabilmesi için daha ne yapmalı.? İlk golü ikinci yarı giren Bobo'nun atması, ikinci golü bir kaç rakibini ipe dizer gibi geçen ve Holosko'ya al da at diyen ve maça yedek başlayan Yusuf tercihleri her zaman tutar mı Mustafa Hoca?

20 Nisan 2009 Pazartesi

Denizli'nin Delgado sevgisi...


Artık kanıksadık. Takım ne zaman iyi gitse rakip takım değil ama Mustafa Hoca'nın Delgado aşkı depreşiyor. Hayır Hoca Delgado'yu sevsin bir şey demiyoruz ama takım iyi giderken tekere çomak sokmasın yeter. Hatta çok seviyorsa halı saha maçlarında beraber oynasın. Yeter ki takımdan uzak tutsun Delgado'yu.

Sadece bir tek futbolcu değil takımın sorunu. Takım yener-yenilir, berabere kalır derdimiz bu değil. Ama 3 yıldır bu futbolcuya dayalı oyunun işlerliği ve geleceği yok, peki bu kadar ısrar niye ki? Bobo,Holosko,Tello ve Delgado'lu bir takımın oynadığı oyunun günümüz endüstriyel futbolunda yeri var mıdır?

Takım savunmasına katkı yapmayan yapamayan bu kadar çok futbolcuyu bir arada oynatan bir teknik adamın kendisini sorgulaması gerekmiyor mu? Hayır Delgado'yu oynatınca takımın orta sahasında düşen direncin doğal olarak revizyona gidilmesi hamlesidir Cisse -Sivok değişimi. Orta sahada Cisse ya da Uğur'un Ernst'e partner olması gerekirken, Bobo,Holosko,Tello ve Delgado'nun birlikte oynamasından dolayı Ernst''in partneri bir hafta Cisse oluyor diğer hafta Sivok.Mustafa Hoca ligin boyunun kısalmaya başlandığı bu haftalarda artık karar vermeli. Ya Delgado'suz şampiyon olacak, ya Delgado'lu şampiyonluk kaçacak. Olay bu kadar basit. Delgado gününde olacak da ( 3 yıldır bir elin parmaklarını geçmez bu durum) keyfi yerine gelecek de oynayacak da, kopardığımız bir maçta 3.4. golü atacak da takımın lideri ve kahramanı olacak. Bizde ona güvenip istikrar adına takımı ona endeksleyeceğiz. Vay anam vay yemede yanında yat.

Bugün Beşiktaş, Bursa'yı yenebilirdi, yenilebilirdi de.Maçın kırılma noktaları ise şunlardı:
34. dakikada Young ceza alanı içinden vurduğu şutu önce Rüştü çeldi top direkten geri geldi, dönen topu Volkan Şen kafayla boş kaleye gönderdi top yine direkten geri geldi Sivok topu dışarı vurdu. 44. dakikada İbrahim Toraman ikinci sarıdan kırmızı gördü ve takım10 kişi kaldı.Mustafa Hoca ikinci yarıya Tello'nun yerine Cisse'yle başladı. Maçın 46 .dakikasında Holosko kaleci İvankov'la karşı karşı'ya kaldığı pozisyonda topu kaleye vurmak yerine kaleciye takılarak olası bir golden etti Beşiktaşı.Maçın ilerleyen dakikalarında Mustafa Denizli, Delgado'nun yerine Yusuf, Holosko'nun yerine ise Serdar Özkan'ı aldı oyuna. Dakikalar 76'yı gösterdiğinde, deli İbo'nun soldan çıkarttığı nefis pası Ekrem ters tarafa vursa top gol olacak ama Ekrem kalecinin yattığı tarafa vurarak bir golden ediyor takımı. Son dakikada Bobo yine nefis yükseliyor ama kalecinin üstüne vuruyor topu.
Bizim pek tutmadığımız Gökhan Zan'ında maç boyu harika oynadığını belirtelim bu arada. Darısı Delgadoyla, Serdar Özkan'a diyelim.

Kısaca karşılıklı ataklarla geçen ve ayağımıza kadar gelen liderlik fırsatını bu defa kaçırdık. Sağlık olsun. Umarım Mustafa Hoca bu maçtan gerekli dersleri çıkartır.

Biz bazı dersleri çıkarttık. Sivok defans tandeminde oynamalı, Onun orta sahaya sürülmesi 1 kişi eksik ve verimsiz oynatıyor takımı. Delgado yerine en azından ilk 11'de mutlaka formda Yusuf sahada olmalı, Ernst'in partneri Uğur ya da Cisse olmalı. Maçın 73. dakikasında oyuna giren ve 3 dakika sonra yorulan, koşamayan, bitik Serdar Özkan maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar vasat oynamasına rağmen koşan Ernst'e bakıp biraz utanmalı... Hatta ülkemizi teğet geçen bu kriz ortamında Delgado'yla birlikte Serdar Özkan süresiz ve ücretsiz izne ayrılmalı. ibreti alem için...

5 Nisan 2009 Pazar

TorAMANSIZ ol...

Şampiyonluğa giden yolda taraftar,oyuncular,teknik kadro bütünleşmiş durumda.Öyle bütünleşmiş durumda ki Çarşı takım otobüsüne gittiği yol boyunca eşlik ederek takıma moral katmakta.
Takım otobüsüne eşlik etmekte olan taraftara biber gazı ve su sıkan polisleri şiddetle kınıyoruz.Nitekim taraftarlar da maç öncesi 'Polis Teşkilatı'nın 163. yılı kutlu olsun' yazılı pankartı futbolcuların taşıdığını görünce 'Kahrolsun emniyet' diye tepkisini gösterdi... Gelelim maça,bir kere taraftar mükemmeldi.Sevinmek için sevmeyen bu taraftarın artık sevinmeye de ihtiyacı var...3 sezondur gol bile atamadığımız Kayserispor bu maçta tel tel döküldü.Beşiktaş ise tam aksine mükemmel oynadı.Bobo ile 4 net fırsatı harcadı.Yusuf'la mükemmel bir gol buldu.Geçen seneki Sherrif maçlarından sonra bir daha eski oyununu oynayamayan(ki o maçlar da sezonun ilk maçlarıydı) Serdar Özkan ilk defa bu kadar istekliydi.Yaptığı asistle de bizleri şaşırttı.
Maçın adamı tartışmasız Fabian Ernst'ti.Ön libero olmasına rağmen, oyunu bu kadar iyi yönlendiren,bu kadar hücuma ve defansa destek veren,bu kadar teknik bir oyuncuyu bulmak gerçekten zor.İleri çıkıyor şut çekiyor,olmadık yerlerde attığı arapası ile gol pozisyonları hazırlıyor,geride son adam olarak kalıyor bazen de...Kısacası takım şampiyon olacaksa en büyük pay yarım sezon oynamasına rağmen Ernst'indir.
Fatih Terim bu maçı da tribünden izledi.(neden izlediğini çözemedim hala).Çıkışta taraftarlar 2 metre büyüklüğünde bir pankartla Terim'i protesto ettiler.Terim, "Amansız ol amansız ol diyorsun ya ne yapacaksın TORAMAN'sız" yazan pankarttan bir şeyler anladıysa ne mutlu bize...Beşiktaş Toraman ile şampiyonluğa bir adım daha yakın,peki ya TorAMANSIZ Milli Takım Dünya Şampiyonası'nda yer alabilecek mi?Sanmıyorum...

9 Mart 2009 Pazartesi

Hacettepe-Beşiktaş Maçı: Oradaydım...


Beşiktaş'ın Ankara takımları ile oynadığı maçları sabırsızlıkla bekliyorum.Kimi zaman çekirdek çintleyerek,maçı tahlil ederek,kimi zaman kale arkasında avazım çıktığı kadar bağırarak izliyorum...İkisinin de tadı bambaşka benim için.Maraton ya da kapalıda maçı izlediğim zaman oyunun teknik ve taktik yönünü daha iyi kavrayabiliyor,sahayı daha iyi gözlemliyebiliyorum.Kale arkasına geçtiğimde ise maçın çoğu bölümünü kaçırdığım oluyor.Sonuçta takımımın kazanması için bağırıyorum ve takımımı destekliyorum.Yanımda hiç tanımdağım bir yüz - ve bir daha göremeyeceğim- omuzuna elimi atmışım ve zıplıyoruz.Maraton'u tezahüratlarımıza dahil ediyoruz.Bazen de Kapalı tribünü canlı tutmak için çalışıyoruz...Hepsinden önemlisi eğleniyoruz...
Maçta atılan 5 golün 3ü önümüzde olduğundan şanslıyız.Diğer 2 golün gol olduğunu ise oyuncular sevinmeye başladıktan sonra anlayailecek uzaklıktayız kaleye.Maçta Fabian Ernst çok iyi oynadı.Sahada basmadık yer bırakmadı, bir topu direkten döndü,pasları olumluydu,oyunu iyi yönlendirdi...Özellikle izlemek istediğim ve çok beğendiğim Zapo ise beni ilk yarım saatte şaşırttı.Ondan beklediğim oyunu geç de olsa sergiledi.Tello,Nobre,Bobo arı gibiydi.Özellikle Bobo 1 gol 1 asist ile takımını galibiyete taşıdı...Maçta Gökhan Zan'ın olmaması,Serdar Özkan'ın oyuna girmemesi ve Nobre'nin süpriz bir şekilde kadroda olması beni çok sevindiren olaylar arasındaydı...
Gelelim haftanın diğer olaylarına...
Çok değil bundan 3-5 sene önce, her sene gittiğimiz Foça sahillerinde benimle yaşıt bir gençle tanıştım: Umut Sözen.1990 doğumlu bu genç daha o zamanlar Altay'ın Yıldız takımında oynuyor ve Milli Takım seçmelerine katılıyordu.Hemen her gün sahil kenarında minyatür kalelerde maç yapardık.Tekniği ve oyun zekası yaşıtlarından kat kat üstün olan bu çocuğun gelecek vaad ettiği açıktı.Daha iyi yerlere gelebilecek yeteneğe sahip olduğunu fırsat verilirse gösterecektir.Gel gelelim 2 sezon önce Ankaraspor'a Aykut Kocaman zamanında, yetiştirme bedeli karşılığında Altay'dan koparılan bu genç şimdiye kadar Süper Lig'de sadece 5 dk forma giyebilmişti.Sivasspor maçında oyuna girdi ve golünü attı.Hala arkadaşım olan Umut'u 2 kere tebrik ediyorum.
1- Golü ve güzel oyunu için.
2- İkinci Fatih Terim vakası ,artist Bülent Uygun'u bu hallere soktuğu için.

Bülent Uygun'un bu hareketlerini gördükten sonra aklıma bir soru geldi.Hani her kırılan koltuk,sahaya atılan her madde ve her küfürlü tezahürat sonrası kapanan stadlar, verilen para cezalarını normal ve haklı görüyoruz ya...Bir antrenörün kulübeyi bu şekilde tekmelemesinin bir cezası yok mu?Hakemlerle kavga edercesine bağıran ve ardından ağız hareketlerine bakıldığında küfür eden bir adam ,Türkiye'nin en iyi hocalarından biri gösteriliyor.Tıpkı Emre Belözoğlu'nun Milli Takımın beyni olması gibi...Eğer Bülent Uygun Türkiye'nin en iyi antrenörlerinden biriyse, Türkiye'de futboldan söz etmek mümkün değil...
Ve bu adamlar tribüne kol işareti yapar,rakibe tekme atar,rakibine senin kafanı koparacağım işareti yapar,hakemlerle böyle bir üslupla konuşur, kulübeyi tekmeler,küfrederlerse taraftarların en ufak hatada hakeme küfür etmesi,koltukları kırması normal karşılanabilir.Hatta ve hatta aldıkları cezaya bile tepki göstermeleri normal.Çünkü bu büyük! adamlar yaptığı hareketlerden ceza almıyorlar ve her geçen gün şiddetini artıyorlar bu hareketlerinin...

16 Şubat 2009 Pazartesi

O OYNADIKÇA,İZLEYESİM GELİYOR...


Hafta sonu Beşiktaş-Trabzonspor ve İnter-Milan derbisi vardı.Beşiktaş maçını izledim.Beşiktaş'ı Denizli geldikten sonra 2. kez bu kadar etkili ve iyi oynarken görüyorum.(İlk geldiği hafta Gençlerbirliği karşısında da takım iyiydi).Beşiktaş ilk yarıda defansif bir kadroyla sahaya çıktı.Ernst,Cisse 2 ön libero,Sivok Gökhan stoperde, nobre tek forvet,arkasında gol atmayan ve attıramayan bir Yusuf...Serdar Özkan'ı saymıyorum bile.Tello orta yapacak Nobre vuracak da namne namne...Egemen ve Song arasında kalan bir Nobre ile bu iş olmazdı ki olmadı da...İkinci yarı Delgado ve Bobo ile birlikte iyice ofans düşünen Beşiktaş maçı tek kale tamamladı ancak tek gol bulabildi.
Maçın sorusu şu: Trabzonspor deplasmanda 3 forvetle (Umut,Gökhan,Yattara) çıkıyor da Mustafa Denizli neyden korkuyor?Gördük ki Mustafa Denizli rakipten korkmak yerine rakibin kendisinden korkmasını sağlasaydı durum farklı olurdu...
Gelelim haftanın ikinci derbisine...İnter, Milan'ı 2-1 mağlup etti.Maç en az 4-4,5-5 bitebilecek bir maçtı.İnter kalecisi takımın galibiyetinde önemli pay sahibiydi.İnzaghi ve Pato'nun net gollerini çıkardı.Aynı şekilde Abbiati de İnter'den Adriano ve İbrahimovic'in çok sayıda pozisyonuna geçit vermedi.
Ben Milan'ı hayranı olduğum ve hala dünyanın en iyisi olarak gördüğüm Ronaldinho'yu izlemek adına takip ediyorum(Etmeye çalışıyorum desem daha doğru olur).Barça'ya geldiği ilk günler kadar etkili olamasa da yavaş yavaş kendine geliyor.Kaka'nın da yokluğunda ipleri iyice eline almış durumda.Maçta araya attığı müthiş paslarla takım arkadaşlarını pozisyona soktu, ki bunlardan birisinde Jankulovski Pato'ya çıkardı ve Milan tek golünü buldu.Umarım milli takımda da iyi oynamaya başlayan Ronaldinho eski formuna daha çabuk kavuşur da Brezilya'da yıkılan heykelini yeniden dikerler ve gözlerimizin pasını silmeye devam eder...