şampiyon beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyon beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2010 Salı

Rijkaard'laşan Schuster...


Beşiktaş ligin dibine demir atmış Kasımpaşa'nın elinden zor kurtuldu desek yerinde bir tespit olur...Daha üç gün önce Porto'da bir ikinci yarı oynayan bu takım mıydı diye de kendimize sormadan edemiyoruz.

Beşiktaş'ın saha dışı sorunlarını bir tarafa bırakırsak öncelikle Schuster'in sahaya çıkardığı takım kadrosu, oynatmaya çalıştığı oyun sistemi ve bu oyun sistemine uymayan futbolcuların yetersizlikleri en başta irdelememiz gereken şeylerdir.

Önce Schuster'den başlayalım...Yurt dışından özellikle de büyük takımlarımıza gelen teknik adamların tipik bir özelliği var. Öyle bir hayhuyla geliyorlar ki sanırsınız her maçımız hücum ağırlıklı bir oyun felsefesi, atak üstüne atak yapan bir oyun anlayışı...Yediğinden fazlasını atan bir takım kurgusu...tertibi...vs.vs.

Ama bu hücum ağırlıklı futbol anlayışı genellikle ligin ilk 8-10 haftasında yerini sağlam bir oyun anlayışına bırakıyor...Adam bakıyor ki takım büyük, taraftar etkili, hakem yanlarında...kulisler müthiş...Başlıyor mantalite değişmeye..."Önce yemeyeyim sağlam oynayayım sonra nasıl olsa 1 tane atarım " Bu özellikle Alman kökenli teknik adamların tipik özelliği galiba. Derwall'de böyleydi arada gelenlerde ve Schuster'de... Rijkaard'ın ilk geldiğinde Galatasaray'a oynattığı futbolla gitmesine yakın oynattığı futbol arasında farkı birilerinin detaylıca araştırması gerekiyor ?

Aslında diyalektik olarak bir şeyi,tek başına, onu çevreleyen şeylerle,nesnelerle ele almadan irdelemek kişileri genellikle yanlış sonuçlara vardırır.Bu gerçekliği mümkün olduğunca göz ardı etmeden:

Schuster ve Oyuncu kaltesi

Sezon başından beri Beşiktaş'da bir kaleci sorunu var gibi davranılıyor...Kimi Rüştü dururken,Hakan oynar mı diyor. Kimi Cenk genç ve geleceğimiz diye ona sıcak bakıyor...Sonuç olarak elimizde bir Casillas yok...Malzeme bu ve kaliteleri de TSE damgalı Rüştü-Hakan ve Cenk...Kimi oynatırsan oynat...Sonuçta kaleciler yalnız adam.Hepside kaçınılmaz olarak hata yapacak...yapıyorlar da...Bu konuda kimi seçelim diyenlere şu oynasın bu oynamasın demek yerine Schuster ve onun oynatmaya çalıştığı özellikle Beşiktaş defans dizilişine en yakın isim olara bana da sanki Hakan esas kalecimiz gibi geliyor. Bunu düşünmemim sebebide: Çizgi defans oynayan, defansif derinliği genel anlamda taktiksel olarak oyun içinde şekillendirmeye çalışan ve defansını ileride kurma düşüncesi içindeki takımların kalecileri asla çizgi kalecileri değildir...Bu konuda Cenk'in şimdilik hiç şansı yok diye düşünüyorum,Rüştü belki ama Hakan diğerlerine bakarak daha iyi gibi bu konuda...Hatta o kadar iyi ki Porto maçında yaptırdığı penaltı örneğinde olduğu gibi biraz daha geride durabilse ve dengeli hareket edebilse, kanımızca daha da iyi olacak gibi.(Tabi bu İşin şaka kısmı...)

Esas canımızı acıtan ise şu: Barcelo'na kendi futbol kültüründen, 3-5 yıl öncesine kadar kazma bir kaleci olan Victor Valdez'den iyi bir kaleci yaratabiliyor da...Biz Hakan'ı, Onur'u, Aykut'u yemek için yoğun mesai harcıyoruz.

Bu takımın formasını giyemeyecek ve ancak rüyasında görecek olan futbolculara da bir iki laf etmek gerekiyor...

Gözümüz iki gün önceki Fenerli Gökhan Gönül'ü gördükten sonra üstelikte kenarda Hilbert dururken Erhan'ın bu takımda nasıl yer bulabildiğini sorguluyor...O Erhan ki bir kez bile bindirme yapamıyor kenarlardan.Soyadı Güven ama zerre kendine güveni yok...Ve bu Erhan bu kartal'ın bir kanadıysa vay bizim halimize...

Senin elinde Ersan gibi bir futbolcu varken Zapo'ya,Ferrari'ye hatta Sivok'a verilen paraya ve zamana acıyor insan...Yeteneklerine inandığım İsmail'in bu genç yaşına rağmen neden bir üst futbolcu kimliğini edinememesi sorgulanmıyor hiç... Şimdi değilse ne zaman gelişecek İsmail...?
Senin elinde altyapıdan gelen ve gelişime açık Necip varken, Üstelik senin elinde gerçek bir orta saha oyuncusu olan Ernst varken, Aurelio'ya neden gerek duyarsın ki? Al gülüm ver gülüm oynayan, resmen defansın kucağında oynayan,rakip kaleye dürbünle bile göremeyecek uzaklıkta oynayan bir Aurelio dan orta saha oyuncusu olsa ne olur olmasa ne olur ? Aurelio İspanya 2. liginde bile yer bulamazken UEFA kupasında final hedefleyen Beşiktaş'da kadroda nasıl yer bulabilir diye sorgulanmıyor mu hiç ? Kenarda Necip ve Onur oturacak sen Tabata'yla Aurelio'yu sahaya süreceksin...Ve bu iş için de futbol uzmanı olacaksın...Olmadı parası bol başkanın olacak...

6 ayda bir gol atan,2 yıldır sermayeden yiyen Nihat'ta, Holosko'da ayrı bir skandal...Holosko geldiği günden beri O da İsmail gibi en ufacık bir gelişme gösteremiyor. Ve şunun altını kesin bir çizgiyle çekelim...Kim ne derse desin,kim ne düşünürse düşünsün Bu Holosko Beşiktaş'ın futbolcusu asla olamadı ve olamayacak da...Çünkü Holosko'da, Burak gibi 2 doğru 3 yanlışla oynayan takıma faydasından çok zararı dokunan tipik bir orta sınıf oyuncu.
Nihat için ne söylesek az aslında...Hani rahat dursa, 3-5 ayda attığı golden sonra kahraman edası triplerine girmese bir şey demeyeceğiz.Bugünkü penaltı yaptırdığı pozisyona kadar tek bir olumlu şeyi yok ama penaltı sonrası o horozlanması yok mu çıldırtıyor bizi.Kendini yeniden kanıtlama telaşı ve anlaşılan Querasma ve Guti kompleksi de Nihat'ı bitiriyor.

Kenar bekleri İsmail, Erhan,defansın hemen önünde Aurelio, kanatlarda Nihat - Holosko ve sonradan oyuna giren Tabata, ilerde yalnızları oynayan,topu almak için sağa ve sola koşuşturan Bobo...Sakatlık sonrası ilk defa oynayan ve takıma değil de kendine oynayan Querasma'yla ancak bu kadar olur...

Rüştü golde hatalıymış, Guti uzatmalarda penaltı kaçırmış, Erhan,Tabata,Holosko, Aurelio ve Nihat yetersizmiş bunlar bardağın sadece dolu kısmı...Eldeki mevcut bu kadroyla Schuster'in oyun anlayışı da bardağın boş kısmı....

Beşiktaş'ın son oynadığı maçlarda şu açık seçik görünüyor ki Schuster ilk geldiği dönemdeki oyun anlayışını bugün terk etmiş durumda...Schuster ilk dönemlerde takımı 45-50 metrede oynatıyordu...Şimdi defans ve Bobo arasında 70 metre var...Tabi olanda Ernst'e oluyor...Maçın son anlarında biz yoruluyoruz Ernst yorulmuyor ama nereye kadar ? Yakında Ernst'in vücudu balon yaparsa şaşırmam. Senin elindeki mevcut kadro,futbol anlayışın Fener ve Porto maçlarının 2.yarılarını oynayabilecek durumdaysa öyle oynatacaksın... Herkesin söylediği gibi Beşiktaş'ın elinde: Bobo, Nobre, Queresma, Nihat, Holosko, Guti, Tabata ve Fatih Tekke gibi hücum futbolcuları var AMA Beşiktaş'ın bu ligde attığı gol sayısı : Fenerden 12 gol, Trabzondan 10 gol eksik, geçtim ligin büyüklerini Karabükten bile daha az....Kayseriyle aynı... Antalya'dan ise 1 fazla, Bu işte bir terslik var ama sorumlusu biz değiliz sanırım... Gittikçe Rijkaardlaşan ve korkak futbola dönen önce gol yemeyeyim diyen Schuster lütfen aynaya baksın....Sorumlusu odur bu tablonun çünkü...

Bu işin lamı cimi yok...Çünkü korkunun ecele faydası yok.

S.Beckett'inde söylediği gibi...
Hep denedin / hep yenildin/olsun gene dene/ gene yenil/ Daha iyi yenil...

9 Kasım 2010

25 Eylül 2010 Cumartesi

Guti Yok Ernst Verelim...


Ligin 6. haftası ve Beşiktaş biraz düzelen İnönü'nün zemininde MedicalPark Antalyaspor'u ağırladı.Karşılaşma Bobo (2) ve Tita'nın karşılıklı golleriyle 2-1 Beşiktaş'ın üstünlüğüyle bitti.Maçta Beşiktaş'ın yıldızı ve takımın saha içindeki beyni Guti maç kadrosunda yer almadıE durum bu olunca da olay; tüm yemeğin harika olup yemekte içilecek şarabın eksikliğinin hissedilmesi gibi Beşiktaş'ta yaratıcılık sorununa yol açtı.Guti'siz Beşiktaş'ın ilk yarıda tek pozisyonunu bile hatırlamak güç.İbrahim Üzülmez ve Hilbert'in ileri çıkmasını o bölgelere Tita ve Necati'yi monte ederek önleyen Mehmet Özdilek ilk yarı istediklerini başardı.

İkinci yarı da beklendiği gibi durgun geçiyordu ki.Bobo'nun mükemmel koşusuyla boşalan alanı dolduran Ernst Hilbert'in topuyla buluştu ve belki de Guti'nin bile atamayacağı ara pası ile Bobo'yu buluşturdu ve golü attı.Sonra Beşiktaş Quaresma ,Tabata ve Bobo ile net fırsatları harcadı ve atamayana atacaklar mı sorusu geldi akıllara.Yok canım bu takım nereden gol atacak ki derken Hilbert'in kontrolündeki topa Hakan Arıkan saçma sapan çıkış yapınca Tita topu boş kaleye yolladı.Sonra Beşiktaş atak bulmakta zorlandı ancak gerçekten hücumdan başka düşüncesi olmayan Bernd Schuster'in değişiklikleri maça etki etti.Önce Aurellio 'nun yerine Nobre sonra Tabata çıktı Holosko girdi en son da 90+1 de Bobo'nun yerine Onur girdi oyuna.-ki Onur benim takibinde olduğum ve yeteneğine inandığım bir oyuncu.Çok izleme fırsatım olmasa da ileride bulacağı süreleri iyi değerlendireceğine inancım tam-.Maç berabere bitecek diye bekliyorken Ernst yine mükemmel ara pası verdi ve yine oraya doğru koşan santrafor Bobo idi.Kalecinin bacak arasından topu ağlara gönderdi ve Beşiktaş maçı kazandı.Beşiktaş golü buldu taraftarlar rahatladı ama Antalyaspor son saniyelerde çok net bir topu dışarı attı.

Sonuç olarak:Sofraya şarap getiremediysek de yemekler o kadar güzel ki bira bile bu sofranın tadını bozamıyor...


14 Aralık 2009 Pazartesi

Yaratıcı Futbolcular ve Korkak Denizli?


Tek tek sayarsak: kalemizde Rüştü,İbrahim Toraman,Sivok,Ferari,İsmail,dörlü bir defans.Önlerinde Fink ve Erst.Solda da Ekrem var. Ettimi 8. Kalanlar Tello,Nihat ve en uçta da Bobo.
Şurası çok açık ve net. Beşiktaş'ın Manisa maçına çıkan ilk 11'inin, yukarda saydığımız ilk 8 futbolcusunun yıllık gol ortalaması bir sezon boyunca toplamda 10 gol olabilir mi? Bu futbolcular hayatları boyunca bu gole ulaşabilirler mi bir sezon boyu? Kim nasıl oynarsa oynasın iyi yada kötü derdimiz bu değil.Ama futbol nihai olarak rakip kaleye gol atma üzerine kurulu bir oyun. Özellikle bu 8 futbolcuyla maça başlayan bir kafanın gol diye bir derdinin olmaması gerekiyor.
Belki zorluk derecesi yüksek yurt içi ve yurt dışı maçlarında, maç sonucunu da düşünerek oynamak değil ama oynamamak üzerine kurulu bir oyunda bu kadroyla istediğin sonucu alabilirsin, yada saha içi taktiğin belki işlerlik kazanabilir. Ama rakip Manisa gibi sıradan bir takımsa ve sen tam 8 futbolcunu oynamamaya-bozmaya yönelik bir kadroyla çıkartıyorsan dilim varmıyor ama sen fena halde korkmaya başlamışsın Mustafa Hoca.
Manisa maçında tek golümüzü atan Bobo'yu bir tarafa bırakırsak, diğer gol umudumuz Tello geçen yılki sonucu değiştirebilen Tello değil. Nihat bildiğimiz Nihat'ı geçtik,boş işler yapmakta üstüne yok. Nihat'a kötü futbolcu demiyoruz ama vurmaması gereken yerlerden topa vurması, bencilliği, egoizmi gevezeliği, saha içinde yardımcı hakem tavırları fena halde canımızı sıkıyor. Nihat şans bulduğu sürece elbette gol atacak atmasına da o gol atmasından sonraki kahraman,maç kurtaran futbolcu tavırlarının da gözümüzde pek bir önemi olmayacak.Bir insan geçmişiyle ne kadar yaşayabilir ki? İnsanın ne olduğundan çok ne olacağı önemlidir. Nihat'a bunu birilerinin hatırlatması gerekiyor.
Futbolda nihai amaç goldür, gol ise usta ayakların işi.Yeni şeyler keşfetmeyi ısrarla ve inatla başka mecralarda aramak gerekiyor Mustafa Hocam. Kenarda bekleyen ve unutulan, en azından Nihat kadar, Uğur İnceman kadar, İbrahim Kaş yada Serdar Özkan kadar şans verilmesini beklediğimiz Tabata varken sen o yukarda saydığımız 8-9 düz, futbolun sadece koşu yanıyla öne çıkan futbolcularla maça başlarsan, maçların sonucuna da, ligde en az gol atan takım olmamıza da fazla şaşırmamak gerekiyor.
Beşiktaş yıllardır saha içi yaratıcı oyuncu sıkıntısı çekiyor. Bu işlerde öyle Yusuflarla Serdatlarla olacak iş değil.Kenarda olanlar kullanılmıyorsa bu soruna bir şekilde çözüm bulmak gerekiyor. Sahaya çıkan böyle bir kadronun nasıl gol atacağını birinin bize söylemesi gerekiyor.En başta da sözüm ona hücum futbolu savunucusu cesur Mustafa Denizli'nin ?...
13 Aralık 2009

22 Kasım 2009 Pazar

Unuttuğumuz Sevinçler...


Beşiktaş'ın kendi evinde, ezeli rakip Fenerbahçe'yi net bir skorla 3-0 yenmesi epeydir kupa maçları haricinde tatmadığımız bir mutluluğu yaşattı bize.

Bu maç öncesi rakip teknik adam Daum'un Fenere oynatacağı futbol belli. Sağlamcı bir anlayışla yenilmemek üzerine kurulu klasik bir alman futbol kafası. Buna karşılık geçmişte bütün maçlarına kazanma arzusuyla çıkan Denizli ise her maçta gerek anlayış,gerekse de çıkarttığı kadro itibarıyla istikrarsız ve bilinmezlikle dolu.

İki takımda bu maçta önce yenilmemek üzerine kurmuş futbol felsefesini. Alman Daum'u anlarız da Denizliyi anlamak diyalektik bir sorun. Şimdilik O iş de da bizi aşar bir bilene sormak lazım.
Önce Fenerbahçe ye bakalım. Kenarda Semih dururken Kazım'dan santrafor yaratmak belki futbol anlayışı olarak doğruda. Bu pototipe uyacak adam Kazım mı işte orası tartışılır. 75'de kırmızı gören ve ondan sonrada eksik kalan Fenerin santraforu olabilecek adamı değildir Kazım, Drogba değil ki Kazım. Emre sakatlanıncaya kadar ortada geçen maç, onun çıkmasıyla Beşiktaş'a döndü desek yalan olmaz. Lugano yorgun,Önder tedirgin Carlos gitmeyi kafasına koymuş misafir sanatçı gibi.Gökhan ise bizi de şaşırtan düşük bir performans izliyor. Alex ise Alman Fink'in pençesinde sağından soluna dönemiyor.
Fener bu halde iken Beşiktaş'ımız nasıldı peki.

Özellikle şunun altını çizmekte fayda var. Beşiktaş'ın bu defans anlayışı benim son yıllarda gördüğüm en uyumlu ve en agresif defansıdır.Sağda Toraman vebu maçta iki asiste oynayan solda Üzülmez ve göbekte Sivok,Ferrari dörtlüsü neredeyse kusursuz oynuyorlar epeydir. Önlerinde oynayan Ernst ise bu takımın motorudur desek abartmış olmayız. Bu maçta bizi asıl şaşırtan şey, Beşiktaş'ın kadrosunda bizim pek de sıcak bakmadığımız Fink oldu. Alex'le adam adama oynayan ve sahadan Alex'i silen bu futbolcu bizim sahalarda pek sık görmeye alışkın olmadığımız ilk golü atarak da bu maçın kazanılmasında başrol oynadı.Bobo'nun attığı ikinci golün zorluğunu da, ancak bu işi gerçekten bilen bilir.Beşiktaş'ın forvetinde Nobre'mi yoksa Bobo'mu oynar ? diye tartışma yürütenlere bir selamda biz çakalım Bobo'mla birlikte.

Milletin ağzında bir laf dolaşıyor epeydir. "Serdar Özkan yeteneklidir "diye. Diyelim ki ve farz edelim ki doğrudur bu görüş... peki bu yetenek ne işe yarar ki ? Batsın böyle yetenek ve olmaz olsun. Özkan gibi yetenekli olmaktansa İbrahim Üzülmez, Fink ve Ernst gibi olmak daha önemlidir gözümüzde. Yeteneğine inanmadığım ve hep kuşku duyduğum, şüpheyle baktığım Serdar Özkan'a o formayı hiç bir zaman yakıştıramadım ben. Yetenekleri varsa gitsin Bursa'da, Antep'de göstersin.
Birde Yusuf sorunumuz var bizim. Allahı var S.Özkan'ın tersine topla iyi haşır-neşir ve 3 kişiyi geçmeden,onları sağa sola yatırıp orgazm olmadan kimseye top falan atmıyor. Yıl 2009 ...Günümüz futbolu ve Yusuf...Boş versene...

Her şeye rağmen bu galibiyet Beşiktaş'ıda şampiyonluk yarışının içinde tutacaktır.En azından temennimiz bu yönde.
Hiçbir yasal gerekçe yokken ve faşizan bir tutumla 1 yıl süreyle stadlara alınmayacak olan arkadaşların yerine....Haydi hep beraber...


Yeterrrrrrrrr Yıldırım Demirören Yeterrrrrrrrrr

31 Mayıs 2009 Pazar

Şampiyonluk bizim, kupa bizim


Bu sevinç için, kupalar için, inandığınız için çok teşekkürler çocuklar.

Serdar Özkan sana da teşekkürler...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Bir adım daha...

Beşiktaş şampiyon diye yazmayı beklediğim bir haftaydı.Ne yazıkki Denizlispor Fenerbahçe maçını unutamıyorum.Fenerbahçe elindeki şampiyonluğu Galatasaray'a kaptırmıştı.Bu defa roller biraz değişik.Denizli kümede kalmış durumda.Sivas-Galatasaray ile maç yapacak,Trabzon ise Fenerbahçeyle.Yani Beşiktaş ŞAMPİYO...
Şimdiden şampiyonuz diye atıp tutmak istemiyorum ama görünen köyün kılavuz istemediğini belirtmekte fayda var.Beşiktaş 6 yıllık özlemine son vermeye hiç bu kadar yakın olmamıştı...Umuyorum haftaya şampiyonluk yazısı yazma mutluluğuna varabilirim...

Şampiyonluk Geliyor


Son haftaya giren lig'de eğer bir futbol mucizesi olmazsa Beşiktaş rakiplerinin önünde ipi göğüsledi gibi. Rakiplerinden 2 puan farkla önde gidilecek Denizli deplasmanında şampiyonluk turu atılır, bizde coşkuyla bu sevince ortak oluruz. Başka bir alternatifi düşünmek bile istemiyoruz.
Bugünkü Galatasaray derbisinde oynanan futbolun teknik-taktik oyun analizi umurumuzda bile değil. Çıktık, oynadık ve yendik.Ötesi çok da derdimiz değil. Gerilimin tırmandığı, son haftalarda bu saatten sonra oynanan oyun konusunda biraz hoşgörülü olmak gerekiyor.
Beşiktaş'ın Galatasaray maçında oynadığı oyunun eleştirisi ve gelecek sezonlara ilişkin yapılacak eleştiri hakkımızı saklı tutuyoruz. 100. yılda gelen yani 2003 den beri görmediğimiz, unuttuğumuz şampiyonluk sevincini yaşamak adına bu hakkımızı pas geçiyoruz.
Bize bu coşkulu sevinci yaşatan başta futbolcular,teknik adam,muhteşem taraftarlara sonsuz teşekkürler. Bu hayatta görüp göreceğimiz Aşkların en büyüğüne Beşiktaş'a gönül veren herkes dostlara selam olsun...

19 Mayıs 2009 Salı

Ordaydım:Ankaragücü-Beşiktaş

Beşiktaş'ımızı şampiyonluğa adım adım ilerlerken hiçbir maçını kaçırmadan takip etmek de farz oldu.Zaten yıllardan beri en zor koşullarda bile izlemeye çalıştım Beşiktaş'ı,televizyonlar maçı vermeyince de radyonun başında tükettim dakikaları.Beşiktaş lig bitimine 3 hafta kala Ankara'da Ankaragücü ile oynuyor.Evden bu maçı takip etmek bize yakışmazdı ancak 3bin kişilik kale arkası tribününün 900 tanesi Beşiktaş seyircilerine ayrılınca haliyle maça bilet bulmak zorlaşıyor.Nitekim biletler biletixte satışa çıktıktan 3 dk sonra tükendi...Biz de 900 kişi içine giremediğimizden maçı Ankaragüçlülerin içinde izlemek zorunda kaldık...
Her golümüzden sonra üzülmüş numarası yapsak da gözlerimizin içini anlayamayacak kadar gözleri dönmüş ve birbirleriyle sataşmaktan maçı izleyemeyen Ankaragüçlü hayvan kümesi vardı tribünde.Maçta bıçaklamadan tut,kendi koltuklarını kendi taraftarlarına atacak kadar aşşağılıklar...Maçta takımlarını desteklemek yerine Çarşı'ya ,anamıza, bacımıza küfür etmekle geçiren it sürüsüydü resmen Ankaragüçlüler.
Maçtan 2 saat önce stada girdiğimizde Çarşı henüz stattaki yerini almamştı.Nitekim maçtan 10 dk önce geldiler stata.O zamana kadar Ankaragüçlüler avazları çıktığı kadar marş söyledi pratik yaptı.Nitekim maç düdüğüyle beraber önce maratonda sonra kale arkasında çıkan kavgalardan sonra taraftar bütünlüğü sağlanamadı.Zaten ilk dakikada yedikleri golün şokunu da atlatamadılar.Durum böyle olunca da uzaktan hasret dolu gözlerle izlediğimiz o müthiş taraftar,Çarşı, maç boyu eğlendi,marşlar,şampiyonluk şarkıları söyledi...Hele hele mehter marşı söyleyip duran Ankaragücü taraftarlarına maçın son dakikalarında gün doğdu marşını söyleyerek en güzel cevabı verdi.20bin kişilik stat 900 kişilik ÇARŞI'nın Gün Doğdu marşı ile inledi...
Kenan Evren yüzünden kümeden düşüp geri çıkarılan Ankaragücü bu yıl küme düşsün.Seneye de 100.yıllarında şampiyon olup haklarıyla çıksınlar...Yediğimiz küfürlerden ve yanıbaşımızda çıkan kavgalardan ötürü maçı doğru analiz edemedim.O yüzden maçın teknik boyutlarını yazmam çok doğru değil.

Bu takım bu sene öyle ya da böyle ŞAMPİYON...

10 Mayıs 2009 Pazar

Şampiyon Ol Beşkitaş'ım Mesut Et Bizi...



Şampiyonluk hasretiyle çok çile çektik
Geceleri uyumdadan sabahlar ettik
Uçurumlara düşmeden tut elimizi-sen-
Şampiyon ol Beşiktaş'ım Mesut et bizi...
------------------------------------------------
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Cimbombom'u İnönü'de devireceğiz
Şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz...