21 Aralık 2009 Pazartesi

19 Aralık 2009 Cumartesi

Futboldan baskete



İnterneti karıştırırken Totti ve De Rossi'nin Lottomatica Roma formasıyla basketbol oynarkenki fotoğraflarını gördüm. Tabi bu olay World Food Programme'ın açları doyurmak için yaptığı bi kampanyadan ama sonra aklıma ilk gelen şey, "ya bizim futbol takımından bir basketbol takımı çıkarmaya kalksak kimi nereye koyardık?" oldu.

Öncelikle guard olarak iki tecihimizden ilki Tello, diğer tercihimi ben İbrahim Kaş'tan yana kullanıyorum. En azından belki basketbol sarar da futbolu unutur. Sonra forvete futbolda ipe sapa gelmez ama yetenekli elemanımız Bahutan'ı koymak yararlı olur sanki. Ardından Ferrari'ye biraz hava değişikliği olsun diye onu forvete koyabiliriz. En sonunda ne oynayabilen, ne gönderilebilen Delgado'yu "belki bu çocuk basketbolda daha yeteneklidir" diyerek posta koyardım. Muhtemelen pek iş yapamayacağını düşündüğüm Delgado'nun yedeği olarak sanırım Deli İbo doğru tercih olur. Malum basketbolda yaş sınırı 40'a kadar dayanıyor. Ee bu adam oynadıkça öğreniyor da.. Bir iki sene sabretsek kıvama gelir sanki, Köybaşı'na da gün doğar..

İstanbul'dan Bir Haber Geldi...

Eskişehir'de öğrenci hayatı yaşamak çok da kolay bir iş değil.Belli başlı zorlukları var.En kötü yanı ise internetin ve televizyonun olmaması.Yani üniversite öğrencilerinin dünyadan bir haber olmasını anlamak o kadar da güç değil.Hele hele eve gazete de girmiyorsa tamamdır.Bunları yazıyorum buraya çünkü iyi mi kötü mü anlamamaya başladım.Hatta tüm bunların iyi olduğunu bile düşünmeye başlıyorum.Neden mi? Bir kere rahatsın.Hükümetten,son dedikodulardan,spordan,teknolojiden bir habersin ve buna Beşiktaş da dahil.Diyorsanız ki bunun neresi iyi.Maç sonuçlarını görüyorsun ve sinirlenmeye sebebin olmuyor.Maç var bu salı diye stres olmuyorsun mesela.Birinden bi konuşma esnasında öğreniveriyorsun ve kahvede yaşlı amcalar arasında çayın yanında izliyorsun maçını.İçinde biriken küfürleri fazlasıyla ediyorlar çevrende sana sadece onlara katılmak kalıyor.Bir Grup Yorum konserindesin ve haber Ankara'dan ulaşıyor o esnada.Beşiktaş 1-Manisa 0 gol Bobo.Sevinmiyorsun canlı canlı izlediğin zamanki kadar.Biraz sonra şaşılmayacak şekilde mesaj 1-1.Üzülmüyorsun çünkü maçı izleyip de oyuncuların saçmalamalarını izlemiyorsun.
Bir hafta sonu ailenin yanına geliyorsun.Yine anında aldığın bir haberle trenden indikten 15 dakika sonra Beşiktaş maçı olduğunu öğreniyorsun.Öğrenci halinle atlıyorsun taksiye ve diyorsun abi şu radyoyu aç.Ne de olsa artık teknoloji ayağının altında.Eve giriyorsun ve kuruluyorsun her zamanki yerine o da ne...İstanbul'dan bir haber var.Bursaspor göz göre göre gol atıyor ve Beşiktaş'ın kaleye şutu yok.Beşiktaş'ın bulduğu iki golden sonra fikri değişiyor insanın ta ki son 7 dakikada 2 gol Beşiktaş kalesine süzülürken görene kadar.
Artık İstanbul'dan haber gelmesin istiyorum.Öğrenci hayatı ömür boyu çekilir yeter ki Beşiktaş'ın kalesine giren bir top görmesin şu gözler...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yaratıcı Futbolcular ve Korkak Denizli?


Tek tek sayarsak: kalemizde Rüştü,İbrahim Toraman,Sivok,Ferari,İsmail,dörlü bir defans.Önlerinde Fink ve Erst.Solda da Ekrem var. Ettimi 8. Kalanlar Tello,Nihat ve en uçta da Bobo.
Şurası çok açık ve net. Beşiktaş'ın Manisa maçına çıkan ilk 11'inin, yukarda saydığımız ilk 8 futbolcusunun yıllık gol ortalaması bir sezon boyunca toplamda 10 gol olabilir mi? Bu futbolcular hayatları boyunca bu gole ulaşabilirler mi bir sezon boyu? Kim nasıl oynarsa oynasın iyi yada kötü derdimiz bu değil.Ama futbol nihai olarak rakip kaleye gol atma üzerine kurulu bir oyun. Özellikle bu 8 futbolcuyla maça başlayan bir kafanın gol diye bir derdinin olmaması gerekiyor.
Belki zorluk derecesi yüksek yurt içi ve yurt dışı maçlarında, maç sonucunu da düşünerek oynamak değil ama oynamamak üzerine kurulu bir oyunda bu kadroyla istediğin sonucu alabilirsin, yada saha içi taktiğin belki işlerlik kazanabilir. Ama rakip Manisa gibi sıradan bir takımsa ve sen tam 8 futbolcunu oynamamaya-bozmaya yönelik bir kadroyla çıkartıyorsan dilim varmıyor ama sen fena halde korkmaya başlamışsın Mustafa Hoca.
Manisa maçında tek golümüzü atan Bobo'yu bir tarafa bırakırsak, diğer gol umudumuz Tello geçen yılki sonucu değiştirebilen Tello değil. Nihat bildiğimiz Nihat'ı geçtik,boş işler yapmakta üstüne yok. Nihat'a kötü futbolcu demiyoruz ama vurmaması gereken yerlerden topa vurması, bencilliği, egoizmi gevezeliği, saha içinde yardımcı hakem tavırları fena halde canımızı sıkıyor. Nihat şans bulduğu sürece elbette gol atacak atmasına da o gol atmasından sonraki kahraman,maç kurtaran futbolcu tavırlarının da gözümüzde pek bir önemi olmayacak.Bir insan geçmişiyle ne kadar yaşayabilir ki? İnsanın ne olduğundan çok ne olacağı önemlidir. Nihat'a bunu birilerinin hatırlatması gerekiyor.
Futbolda nihai amaç goldür, gol ise usta ayakların işi.Yeni şeyler keşfetmeyi ısrarla ve inatla başka mecralarda aramak gerekiyor Mustafa Hocam. Kenarda bekleyen ve unutulan, en azından Nihat kadar, Uğur İnceman kadar, İbrahim Kaş yada Serdar Özkan kadar şans verilmesini beklediğimiz Tabata varken sen o yukarda saydığımız 8-9 düz, futbolun sadece koşu yanıyla öne çıkan futbolcularla maça başlarsan, maçların sonucuna da, ligde en az gol atan takım olmamıza da fazla şaşırmamak gerekiyor.
Beşiktaş yıllardır saha içi yaratıcı oyuncu sıkıntısı çekiyor. Bu işlerde öyle Yusuflarla Serdatlarla olacak iş değil.Kenarda olanlar kullanılmıyorsa bu soruna bir şekilde çözüm bulmak gerekiyor. Sahaya çıkan böyle bir kadronun nasıl gol atacağını birinin bize söylemesi gerekiyor.En başta da sözüm ona hücum futbolu savunucusu cesur Mustafa Denizli'nin ?...
13 Aralık 2009

4 Aralık 2009 Cuma

KARTALIN DİYARBAKIR AÇILIMI...Hepimiz Kardeşiz.


Beşiktaş bu sezon ayağına kadar gelen liderlik fırsatını istemedi desek yeridir. Anlaşılan o ki bu 9 da 9 yapmak kimseye kısmet olmayacak. Oysa bu sezon belki de ilk defa rakibini sahasından çıkarmayan bir Beşiktaş izledik. Sağdan, soldan, ortadan yüklendikçe yüklendi takım ama top bir türlü kaleye girmedi.
Mustafa hocayı sahaya çıkarttığı kadro itibarıyla eleştirmek insafsızlık olabilir.Lakin topu hep ayağına isteyen ve bekleyen Tello neyse de, Nihat'ın ikinci yarıda oyuna giren Tabata'nın özellikle de Yusuf'un oynadığı futbolun sorgulanması,gol umudumuz Nobre'nin verimsizliği acilen derinden incelenmelidir.
Bu saydıklarımız sözüm ona takımın yaratıcı olan teknik ayakları, gol umutları yani.Ama görünen o ki, bu ayaklar son haftalardaki yoğun maç trafiğinden dolayı yorgun düşmüşler.Bunu ikinci yarıda açık seçik gördük. Bir ara baktım da takımın dinamosu Ernst bile yürüyemez durumda.
Bazen istenmeyen sonuçlar almak kaçınılmazdır, olur böyle şeyler. Beşiktaş maç boyunca önemli fırsatlar kaçırdı.Bazen futbolcularımızın beceriksizliği bazen de Diyarbakır kalecisi Gökhan'ın becerisi öne çıktı.
Yukarda da belirttiğimiz Beşiktaş bu maçtan galip çıksaydı bile sorgulanması ve düzeltilmesi gereken saha içi sorunları var. Belki bu Yusuf'la sezon içinde birkaç maç maç kazanabilirsin ama yüzünü, ileriye- geleceğe dönemezsin.Belki Nihat gelecek maçlarda daha verimli olacak ama, şimdilik şu saha içi verimsizliğinde bile takımın sahibi gibi davranmamalı.Takımın gol umudu Nobre 1 yıldır gol atamıyor. Değil 300 gün, 3000 günde maç oynasa bu Nobre'ye gol umutlarını bağlayan takım ancak günü kurtarır geleceği değil. Yalnız sorun Nobre'den çok oyunun genel yapısıyla da alakalıdır bir durumdur bu.
Ne yaparsan yap bazen istediklerin olmaz saha içinde, bu maçta öyle bir maçtı.Beşiktaşlı futbolcuların canları sağ olsun. Belediye takımlarını değil ama farklı bölgelerimizdeki şehir takımlarının ligimize renk katacağından hareketle, Diyarbakır şehrini de, takımını da severiz. Varsın onlara puan verelim. Başlıkta da dediğimiz gibi hepimiz kardeşiz nasıl olsa.