14 Kasım 2010 Pazar
ÇARŞI İÇİNDE BEŞİKTAŞ MAÇI ATMOSFERİ
Adetimizdir,Beşiktaş ne zaman Ankaraya gelse maça gitmek isteriz ve çoğu zaman da gideriz.Bu maçların hayatımızda büyük yan etkileri olur.Eğer maç Ankaragücü maçı ise, kavga çıkma korkusu ya da bilet bulamamamız yüzünden maçı Ankaragüçlüler içinde izlemenin verdiği dayanılmaz sinir,stres...Maç Gençlerbirliği ise, kale arkasına mı gidelim maratona mı?Neyse ki bu defa maraton Beşiktaş'a ayrılmadı da kale arkasına gideceğimiz kesinleşti.Bu defa da tüm Beşiktaşlıların kale arkasında olması dolayısıyla maçtan 2 saat önceden yüzlerce Beşiktaşlı sadece stadın bulunduğu 19 Mayıs Spor Kompleksi'ne girebilmek için toplanmışlar,Poliser sanki tek tek koyun sayarmışcasına Beşiktaşlıları sıraya koymuşlar.
Neyse...Maça yarım saat kala spor kompleksinin içine girdim,ben de sanıyorum burda sıraya girdik ya turnikeler boştur en azından takımı ısınırken 15 dakika izleyebilirim.Hak getire...Turnikelerde maçın başlamasına 15 dakika kala bile yüzlerce kuyruk vardı.Ve içeri alınan taraftarlar o kadar yavaş alınıyordu ki,arbede çıkmaması işten değildi.Güç bela,itiş kakış girdim stada,tribündeki yerimi aldım ve maç başladı.
Maçın ilk yarısında Çarşı'nın göbeğindeydim.Alen ,Harun ve diğer amigoların yanında.Onların yanında olduğum süre içinde maçı takip edemedim pek.Öyle ki penaltı atılacağını bildiğim halde top kaleye girdikten sonraki kareyi ancak hatırlıyorum.Marşlar ve bestelerle geçti ilk yarı...
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik,
Beşiktaş....
İkinci yarı biraz da maç izleyebilmek adına daha sakin bir yere geçtim.İkinci yarı da bağırdım tabiki ama maçı da izleme imkanım oldu.Gol yemeyelim bu sefer de diye beklerken gol bulduk ve bu golü Hilbert'in atması da beni ayrı sevindirdi.Ekrem iyileştiğinde Holosko'dan kurtulacağımızın habercisi oldu bu ve son haftalardaki başarılı ve istikrarlı oyununa bir ödül olarak bu golü hak etti.Bir zamanlar Delgado'dan beklediğimiz patlama gibi Tabata'dan beklediğimiz de boşa gidiyor.Bir türlü büyük takımların oyuncusu olamadı.Delgado'dan kurtulduk,seneye de Tabata'dan kurtulmanın zamanıdır diyorum.Beşiktaş görüntüde çok iyi değildi ama zamana ihtiyacı var bu takımın.2 ,3 haftadan bahsetmiyorum,Schuster ve ilk geldiğindeki kafa yapısıyla birlikte 2 3 yıl.Bu takımdan gitmesi gereken, Tabata,Fink,Holosko,Yusuf,Nobre gibi oyuncuların yerine yapılacak yerinde transferler ile bu takım bir şey olur veya yine bizi 'fıtık' eder...Göreceğiz...
9 Kasım 2010 Salı
Rijkaard'laşan Schuster...

Beşiktaş ligin dibine demir atmış Kasımpaşa'nın elinden zor kurtuldu desek yerinde bir tespit olur...Daha üç gün önce Porto'da bir ikinci yarı oynayan bu takım mıydı diye de kendimize sormadan edemiyoruz.
Beşiktaş'ın saha dışı sorunlarını bir tarafa bırakırsak öncelikle Schuster'in sahaya çıkardığı takım kadrosu, oynatmaya çalıştığı oyun sistemi ve bu oyun sistemine uymayan futbolcuların yetersizlikleri en başta irdelememiz gereken şeylerdir.
Önce Schuster'den başlayalım...Yurt dışından özellikle de büyük takımlarımıza gelen teknik adamların tipik bir özelliği var. Öyle bir hayhuyla geliyorlar ki sanırsınız her maçımız hücum ağırlıklı bir oyun felsefesi, atak üstüne atak yapan bir oyun anlayışı...Yediğinden fazlasını atan bir takım kurgusu...tertibi...vs.vs.
Ama bu hücum ağırlıklı futbol anlayışı genellikle ligin ilk 8-10 haftasında yerini sağlam bir oyun anlayışına bırakıyor...Adam bakıyor ki takım büyük, taraftar etkili, hakem yanlarında...kulisler müthiş...Başlıyor mantalite değişmeye..."Önce yemeyeyim sağlam oynayayım sonra nasıl olsa 1 tane atarım " Bu özellikle Alman kökenli teknik adamların tipik özelliği galiba. Derwall'de böyleydi arada gelenlerde ve Schuster'de... Rijkaard'ın ilk geldiğinde Galatasaray'a oynattığı futbolla gitmesine yakın oynattığı futbol arasında farkı birilerinin detaylıca araştırması gerekiyor ?
Aslında diyalektik olarak bir şeyi,tek başına, onu çevreleyen şeylerle,nesnelerle ele almadan irdelemek kişileri genellikle yanlış sonuçlara vardırır.Bu gerçekliği mümkün olduğunca göz ardı etmeden:
Schuster ve Oyuncu kaltesi
Sezon başından beri Beşiktaş'da bir kaleci sorunu var gibi davranılıyor...Kimi Rüştü dururken,Hakan oynar mı diyor. Kimi Cenk genç ve geleceğimiz diye ona sıcak bakıyor...Sonuç olarak elimizde bir Casillas yok...Malzeme bu ve kaliteleri de TSE damgalı Rüştü-Hakan ve Cenk...Kimi oynatırsan oynat...Sonuçta kaleciler yalnız adam.Hepside kaçınılmaz olarak hata yapacak...yapıyorlar da...Bu konuda kimi seçelim diyenlere şu oynasın bu oynamasın demek yerine Schuster ve onun oynatmaya çalıştığı özellikle Beşiktaş defans dizilişine en yakın isim olara bana da sanki Hakan esas kalecimiz gibi geliyor. Bunu düşünmemim sebebide: Çizgi defans oynayan, defansif derinliği genel anlamda taktiksel olarak oyun içinde şekillendirmeye çalışan ve defansını ileride kurma düşüncesi içindeki takımların kalecileri asla çizgi kalecileri değildir...Bu konuda Cenk'in şimdilik hiç şansı yok diye düşünüyorum,Rüştü belki ama Hakan diğerlerine bakarak daha iyi gibi bu konuda...Hatta o kadar iyi ki Porto maçında yaptırdığı penaltı örneğinde olduğu gibi biraz daha geride durabilse ve dengeli hareket edebilse, kanımızca daha da iyi olacak gibi.(Tabi bu İşin şaka kısmı...)
Esas canımızı acıtan ise şu: Barcelo'na kendi futbol kültüründen, 3-5 yıl öncesine kadar kazma bir kaleci olan Victor Valdez'den iyi bir kaleci yaratabiliyor da...Biz Hakan'ı, Onur'u, Aykut'u yemek için yoğun mesai harcıyoruz.
Bu takımın formasını giyemeyecek ve ancak rüyasında görecek olan futbolculara da bir iki laf etmek gerekiyor...
Gözümüz iki gün önceki Fenerli Gökhan Gönül'ü gördükten sonra üstelikte kenarda Hilbert dururken Erhan'ın bu takımda nasıl yer bulabildiğini sorguluyor...O Erhan ki bir kez bile bindirme yapamıyor kenarlardan.Soyadı Güven ama zerre kendine güveni yok...Ve bu Erhan bu kartal'ın bir kanadıysa vay bizim halimize...
Senin elinde Ersan gibi bir futbolcu varken Zapo'ya,Ferrari'ye hatta Sivok'a verilen paraya ve zamana acıyor insan...Yeteneklerine inandığım İsmail'in bu genç yaşına rağmen neden bir üst futbolcu kimliğini edinememesi sorgulanmıyor hiç... Şimdi değilse ne zaman gelişecek İsmail...?
Senin elinde altyapıdan gelen ve gelişime açık Necip varken, Üstelik senin elinde gerçek bir orta saha oyuncusu olan Ernst varken, Aurelio'ya neden gerek duyarsın ki? Al gülüm ver gülüm oynayan, resmen defansın kucağında oynayan,rakip kaleye dürbünle bile göremeyecek uzaklıkta oynayan bir Aurelio dan orta saha oyuncusu olsa ne olur olmasa ne olur ? Aurelio İspanya 2. liginde bile yer bulamazken UEFA kupasında final hedefleyen Beşiktaş'da kadroda nasıl yer bulabilir diye sorgulanmıyor mu hiç ? Kenarda Necip ve Onur oturacak sen Tabata'yla Aurelio'yu sahaya süreceksin...Ve bu iş için de futbol uzmanı olacaksın...Olmadı parası bol başkanın olacak...
6 ayda bir gol atan,2 yıldır sermayeden yiyen Nihat'ta, Holosko'da ayrı bir skandal...Holosko geldiği günden beri O da İsmail gibi en ufacık bir gelişme gösteremiyor. Ve şunun altını kesin bir çizgiyle çekelim...Kim ne derse desin,kim ne düşünürse düşünsün Bu Holosko Beşiktaş'ın futbolcusu asla olamadı ve olamayacak da...Çünkü Holosko'da, Burak gibi 2 doğru 3 yanlışla oynayan takıma faydasından çok zararı dokunan tipik bir orta sınıf oyuncu.
Nihat için ne söylesek az aslında...Hani rahat dursa, 3-5 ayda attığı golden sonra kahraman edası triplerine girmese bir şey demeyeceğiz.Bugünkü penaltı yaptırdığı pozisyona kadar tek bir olumlu şeyi yok ama penaltı sonrası o horozlanması yok mu çıldırtıyor bizi.Kendini yeniden kanıtlama telaşı ve anlaşılan Querasma ve Guti kompleksi de Nihat'ı bitiriyor.
Kenar bekleri İsmail, Erhan,defansın hemen önünde Aurelio, kanatlarda Nihat - Holosko ve sonradan oyuna giren Tabata, ilerde yalnızları oynayan,topu almak için sağa ve sola koşuşturan Bobo...Sakatlık sonrası ilk defa oynayan ve takıma değil de kendine oynayan Querasma'yla ancak bu kadar olur...
Rüştü golde hatalıymış, Guti uzatmalarda penaltı kaçırmış, Erhan,Tabata,Holosko, Aurelio ve Nihat yetersizmiş bunlar bardağın sadece dolu kısmı...Eldeki mevcut bu kadroyla Schuster'in oyun anlayışı da bardağın boş kısmı....
Beşiktaş'ın son oynadığı maçlarda şu açık seçik görünüyor ki Schuster ilk geldiği dönemdeki oyun anlayışını bugün terk etmiş durumda...Schuster ilk dönemlerde takımı 45-50 metrede oynatıyordu...Şimdi defans ve Bobo arasında 70 metre var...Tabi olanda Ernst'e oluyor...Maçın son anlarında biz yoruluyoruz Ernst yorulmuyor ama nereye kadar ? Yakında Ernst'in vücudu balon yaparsa şaşırmam. Senin elindeki mevcut kadro,futbol anlayışın Fener ve Porto maçlarının 2.yarılarını oynayabilecek durumdaysa öyle oynatacaksın... Herkesin söylediği gibi Beşiktaş'ın elinde: Bobo, Nobre, Queresma, Nihat, Holosko, Guti, Tabata ve Fatih Tekke gibi hücum futbolcuları var AMA Beşiktaş'ın bu ligde attığı gol sayısı : Fenerden 12 gol, Trabzondan 10 gol eksik, geçtim ligin büyüklerini Karabükten bile daha az....Kayseriyle aynı... Antalya'dan ise 1 fazla, Bu işte bir terslik var ama sorumlusu biz değiliz sanırım... Gittikçe Rijkaardlaşan ve korkak futbola dönen önce gol yemeyeyim diyen Schuster lütfen aynaya baksın....Sorumlusu odur bu tablonun çünkü...
Bu işin lamı cimi yok...Çünkü korkunun ecele faydası yok.
S.Beckett'inde söylediği gibi...
Hep denedin / hep yenildin/olsun gene dene/ gene yenil/ Daha iyi yenil...
9 Kasım 2010
25 Eylül 2010 Cumartesi
Guti Yok Ernst Verelim...
Ligin 6. haftası ve Beşiktaş biraz düzelen İnönü'nün zemininde MedicalPark Antalyaspor'u ağırladı.Karşılaşma Bobo (2) ve Tita'nın karşılıklı golleriyle 2-1 Beşiktaş'ın üstünlüğüyle bitti.Maçta Beşiktaş'ın yıldızı ve takımın saha içindeki beyni Guti maç kadrosunda yer almadıE durum bu olunca da olay; tüm yemeğin harika olup yemekte içilecek şarabın eksikliğinin hissedilmesi gibi Beşiktaş'ta yaratıcılık sorununa yol açtı.Guti'siz Beşiktaş'ın ilk yarıda tek pozisyonunu bile hatırlamak güç.İbrahim Üzülmez ve Hilbert'in ileri çıkmasını o bölgelere Tita ve Necati'yi monte ederek önleyen Mehmet Özdilek ilk yarı istediklerini başardı.
İkinci yarı da beklendiği gibi durgun geçiyordu ki.Bobo'nun mükemmel koşusuyla boşalan alanı dolduran Ernst Hilbert'in topuyla buluştu ve belki de Guti'nin bile atamayacağı ara pası ile Bobo'yu buluşturdu ve golü attı.Sonra Beşiktaş Quaresma ,Tabata ve Bobo ile net fırsatları harcadı ve atamayana atacaklar mı sorusu geldi akıllara.Yok canım bu takım nereden gol atacak ki derken Hilbert'in kontrolündeki topa Hakan Arıkan saçma sapan çıkış yapınca Tita topu boş kaleye yolladı.Sonra Beşiktaş atak bulmakta zorlandı ancak gerçekten hücumdan başka düşüncesi olmayan Bernd Schuster'in değişiklikleri maça etki etti.Önce Aurellio 'nun yerine Nobre sonra Tabata çıktı Holosko girdi en son da 90+1 de Bobo'nun yerine Onur girdi oyuna.-ki Onur benim takibinde olduğum ve yeteneğine inandığım bir oyuncu.Çok izleme fırsatım olmasa da ileride bulacağı süreleri iyi değerlendireceğine inancım tam-.Maç berabere bitecek diye bekliyorken Ernst yine mükemmel ara pası verdi ve yine oraya doğru koşan santrafor Bobo idi.Kalecinin bacak arasından topu ağlara gönderdi ve Beşiktaş maçı kazandı.Beşiktaş golü buldu taraftarlar rahatladı ama Antalyaspor son saniyelerde çok net bir topu dışarı attı.
Sonuç olarak:Sofraya şarap getiremediysek de yemekler o kadar güzel ki bira bile bu sofranın tadını bozamıyor...
19 Mart 2010 Cuma
Bu Takıma Uyanlar-Uymayanlar...

O kadar uzun süredir yaz-a-mıyorum ki bu bloga resmen Beşiktaş'ı anlatmayı özledim.Ya pazar gününe denk gelen maçlarda yolda oluyorum.Ya da internet bağlantısından yoksun oluyorum.Bir kaç haftadır kötü oyuna rağmen kazanılan maçlar var.Benim şansıma 2-2 lik Kasımpaşa maçı denk geldi.
Kayseri maçında defansif bi kadro sahaya süren Mustafa Denizli Tello'nun sezon ortalamasının üstünde performansıyla maçı kazandı.Sonra Denizlispor-ki ligin düşmeye en yakın ekibi- karşısında da benzer bi kadro ve tesadüfen atılan bir gol...
Gel gör ki çift forvet+moritz gibi forvete destek veren oyun kurabilen,Yekta gibi Beşiktaş'lıların çoğundan daha teknik (Fink-İbrahim Üzülmez,İbrahim Kaş,Ekrem Dağ,İbrahim Toraman,Nobre...) bir oyuncu,Koray gibi stoperden oyunu kurabilen yaratıcı oyuncular oynatan Kasımpaşa'ya karşı bu taktik işe yaramaz.Kalede görülen pozisyonların sayısı bi elin parmaklarını aşıyor.Artık taktikleri,maçı anlatmaktan gına geldi.Denizli böyle devam ederse Beşiktaş 1-0 kazanır ya da kazanamaz.Bu nasıl hücum düşünen teknik adam anlamadım bir türlü.
Beşiktaş bazı oyuncuları altında eziyor,kimileri de takıma bütük geliyor.Mesela Ferrari ve Sivok ikilisi bu takıma 2 gömlek üstün.Tabata bu takım için fazla.Bobo fazla,Tello fazla...Gel gör ki bu takıma uyan oyuncu neredeyse yok...İbrahim Kaş,Fink,Nobre,Serdar Özkan,Batuhan'ı da bu takımdan 2. hatta 3. lige gönderirsek geriye İbrahim Toraman,Ekrem Dağ,Necip,Ernst,İbrahim
Üzülmez,İsmail Köybaşı,Holosko,belki Yusuf gibi standart oyuncular kalıyor...
Ferrari-Sivok ikilisinin yokluğuna 20 dakika bile katlanamıyan bir takım oldu Beşiktaş.İkiliden herhangi birisi oyundan çıkarsa gol yemesi kesinleşiyor Beşiktaş'ın.Resmen takımın savunması yerle bir oluyor.Kupada bu ikiliden yoksun maçlara çıkan Beşiktaş kupadan elendi.Kasımpaşa maçında Gökhan Güleç'e bile gol attırıyorlar.Stoperlerin kralı "Ferdinand" Kaş ayağının altında ateş varmış gibi kenara kayıp adamın önünü boş bırakınca gol yemek kaçınılmaz oluyor.
Tello yaptığı ortalar,koşular,pres,oyunu yönetme yönüyle bu takımdaki oyunculara bir gömlek üstün geliyor.
Tabata 10 milyon euro'luk yüksek bonservis bedeli etmeyecek olmasına rağmen resmen bilerek oynatılmıyor.Seneye gelecek Delgado'nun tribünler tarafından sevilmesi ve beklentilerin yüksek olması nedeniyle Tabata'nın takımdan gönderilmesi gerekiyor.Bunu yapmanın en kolay yolu da
Tabata'yı oyundan,toptan uzak tutmaktır.2-3 hafta oynatmayıp 4.hafta son 5 dakika oyuna alarak yapılıyor bu.Oysa ki bu gün gördük ki Tabata çok kısa sürede oyunu değiştirebilecek bir oyuncu.Delgado'nun zamanında aldığı süreleri alsa ya da Nihat kadar şans bulsa inanıyorum ki takımı sırtlardı şimdiye kadar...
Ernst'i bu takıma uygun yazmamın sebebi ise geçen sezonun aksine çok altlarda grafik sergilemesi.Bu biraz Cisse'nin gitmesiyle de alakalı ama bu Beşiktaş üstün alman teknolojisini bile bozguna uğratabildi.Tebrikler Beşiktaş...
4 Aralık 2009 Cuma
KARTALIN DİYARBAKIR AÇILIMI...Hepimiz Kardeşiz.

Mustafa hocayı sahaya çıkarttığı kadro itibarıyla eleştirmek insafsızlık olabilir.Lakin topu hep ayağına isteyen ve bekleyen Tello neyse de, Nihat'ın ikinci yarıda oyuna giren Tabata'nın özellikle de Yusuf'un oynadığı futbolun sorgulanması,gol umudumuz Nobre'nin verimsizliği acilen derinden incelenmelidir.
Bu saydıklarımız sözüm ona takımın yaratıcı olan teknik ayakları, gol umutları yani.Ama görünen o ki, bu ayaklar son haftalardaki yoğun maç trafiğinden dolayı yorgun düşmüşler.Bunu ikinci yarıda açık seçik gördük. Bir ara baktım da takımın dinamosu Ernst bile yürüyemez durumda.
Bazen istenmeyen sonuçlar almak kaçınılmazdır, olur böyle şeyler. Beşiktaş maç boyunca önemli fırsatlar kaçırdı.Bazen futbolcularımızın beceriksizliği bazen de Diyarbakır kalecisi Gökhan'ın becerisi öne çıktı.
Yukarda da belirttiğimiz Beşiktaş bu maçtan galip çıksaydı bile sorgulanması ve düzeltilmesi gereken saha içi sorunları var. Belki bu Yusuf'la sezon içinde birkaç maç maç kazanabilirsin ama yüzünü, ileriye- geleceğe dönemezsin.Belki Nihat gelecek maçlarda daha verimli olacak ama, şimdilik şu saha içi verimsizliğinde bile takımın sahibi gibi davranmamalı.Takımın gol umudu Nobre 1 yıldır gol atamıyor. Değil 300 gün, 3000 günde maç oynasa bu Nobre'ye gol umutlarını bağlayan takım ancak günü kurtarır geleceği değil. Yalnız sorun Nobre'den çok oyunun genel yapısıyla da alakalıdır bir durumdur bu.
Ne yaparsan yap bazen istediklerin olmaz saha içinde, bu maçta öyle bir maçtı.Beşiktaşlı futbolcuların canları sağ olsun. Belediye takımlarını değil ama farklı bölgelerimizdeki şehir takımlarının ligimize renk katacağından hareketle, Diyarbakır şehrini de, takımını da severiz. Varsın onlara puan verelim. Başlıkta da dediğimiz gibi hepimiz kardeşiz nasıl olsa.
31 Ekim 2009 Cumartesi
Çimler Serin Geldi...

Soğuk ve yağmurlu hava...Rüzgar deli gibi esiyor,yerler kaygan...Buna rağmen mücadele çok iyiydi.Ankaragücü son dakikalar da dahil olmak üzere şut çekti,atak yaptı,teslim olmadı yani.Beşiktaş Ekim ayını mağlubiyetsiz bitirmeyi başardı.
İsmail Köybaşı'nın en iyi maçıydı.Güzel futbolunu bir golle süsledi ve Beşiktaş maçı 1-0 kazandı.Defansta eksiksiz oynadı ama hücumda da hep vardı.Sağ ayak,sol ayak şut çekti ve kalitesini belli etti.

Maça Tello,Nihat,Yusuf,Fink ve Ernst'li orta saha ile başladı Mustafa Denizli.Tabata'yı ne zaman kullanmayı düşünüyor bunu bilemem ama bir an önce faydalanması gerekiyor.Tello bu sene takımda varla yok arası bir şey.Ne oyuna ağırlığını koyuyor ne sorumluluk alıyor.Öyle ki eski Tello bu günkü maçta rahat 2 3 asist yapardı ama şimdiki uyumsuz Tello topa o kadar sertti ki verdiği paslar çok hızlı bir şekilde kaydı bizim oyuncuların önünden...
Bir parantez de Fİnk'e açmak istiyorum.Bu oyuncu yüzünden takımda Tabata kesik yiyorsa oynamasa daha iyi.Çünkü defansta etkili olan,çok koşan,çabalayan Fink ne yazık ki kazandığı topların çoğunu paralel oynuyor diğerlerini de tek top oynarken kaybediyor.Bu oyuncunun yerinde Cisse olsaydı Beşiktaş bu sene çok daha sağlam bir takım olurdu.Cisse artık olamayacağına göre Uğur İnceman'ı kullanma yeteneği Mustafa Denizli'ye kalıyor.Orta sahayı Tello,Nihat,Ernst,Uğur,Tabata şeklinde kurarsa Beşiktaş'ın hücum gücü gerçekten yükselir ve top daha fazla ayağımızda kalır.Defans da rahatlar ve Fink gibi bir oyuncuya pek de gerek kalmaz.
Beşiktaş çıkışa geçti artık.Galatasaray düşüşte,elbette Fenerbahçe'nin de bir düşüş zamanı olacak.Bunu iyi değerlendirirse Beşiktaş yeniden liderlik için oynayan bir takım haline gelir.
Gelgelelim Fabian Ernst'e...Ben böyle çalışkan,disiplinli bir oyuncu görmedim.Orta saha olmasına rağmen takımın en teknik oyuncusu diyebilirim.Top onun ayağına geldiği zaman biliyoruz ki o top en müsait adamın ayaklarına sağ salim kavuşacak.Şut çektiğinde biliyoruz ki o top rakip kaleciyi yoracak.O sebepten taraftar bütün takımı ıslıklarken,küfür yağdırırken bile Oley oley oley Fabian Ernst diyorlar...Maçta da Nihat'ın ortasına önce o uçtu sonra Tello havalandı ama ikisi de dokunamadı.O arada kısa bir süre ikisi de kafalarını çimlere gömüp uzanmanın keyfini çıkardı.Tello bu maç haketmese de ikisi de arada bunu hak ediyorlar...
4 Ekim 2009 Pazar
Taraftar Çıldırdı İstifa Bekliyor...

Beşiktaşla ilgili yazı yazıyorum.Bir sorun yazmak istiyor muyum?Hayır zerre kadar istemiyorum ama artık yazmazsam çıldıracağım.Geçen sezon Mustafa Denizli ile çoğu maçta son 15 dakikada gol bulan Beşiktaş bu sezon beceriksizliği ve cürümsüzlüğü ile bu dakikalarda gol bulamadı ve 7. maça kadar 6 puan topladı.2 şampiyonlar ligi maçında da yenildi.Büyük ihtimalle gruptan da çıkamayacağız.7.maçımız Denizlisporlaydı.3 puan aldık.İlk 10 dakika hariç berbat bir oyun vardı... vs vs vs...
Taraftar artık cidden çıldırdı.Resmen kanser olacak.Yönetime el sallıyor kol sallıyor yönetimdekiler sadece gülüyor.İlla ki küfürle mi anlatmak lazım.Kaç sezondur insanca söyleyen taraftarın 'Yönetim istifa' ve 'Yeteeeeeeerrr Yıldırım Demirören yettttteeeeeeeerrrr' tezahüratlarından zerre bir şey anlamadılar.Taraftar çıldırdı istifa bekliyor diyoruz hala gülüyorlar...Bi kaç kötü giden maçtan sonra taraftar çıldırdıp küfür ederse suç kimin?İnsanca sözden anlamayıp yüzsüzce gülersen 'normal ebatlardan birazcık büyük' kafana bir gün koltuk,çakmak, su yersin...Dayak da yersin taraftarından...Takımın esas sahibi taraftardır ve taraftar olacaktır.Siz baştakiler kabul etseniz de etmeseniz de.
Not:Tabata bu sene takımın en iyi transferi bence.Büyük maçlarda oynayamıyor olması da gayet normal.Türkiye'ye geldiği ilk 3 sezonda Alex'i Avrupa maçlarında göremedik ama şimdi orada da takımını sırtlamakta...Tabata'nın Beşiktaş'taki ilk resmi maçı Manchester United idi.Bunu anlayışla karşılayabilirim.Bir maç daha kötü oynadığında hemen ıslıklandı.Bu adam süperman değil ki gelsin takımı lider yapsın.Diğerleri ne kadar yardım ediyor buna bakmak lazım.
