12 Mart 2009 Perşembe

Tek Kare


BeşiktAŞK

9 Mart 2009 Pazartesi

Hacettepe-Beşiktaş Maçı: Oradaydım...


Beşiktaş'ın Ankara takımları ile oynadığı maçları sabırsızlıkla bekliyorum.Kimi zaman çekirdek çintleyerek,maçı tahlil ederek,kimi zaman kale arkasında avazım çıktığı kadar bağırarak izliyorum...İkisinin de tadı bambaşka benim için.Maraton ya da kapalıda maçı izlediğim zaman oyunun teknik ve taktik yönünü daha iyi kavrayabiliyor,sahayı daha iyi gözlemliyebiliyorum.Kale arkasına geçtiğimde ise maçın çoğu bölümünü kaçırdığım oluyor.Sonuçta takımımın kazanması için bağırıyorum ve takımımı destekliyorum.Yanımda hiç tanımdağım bir yüz - ve bir daha göremeyeceğim- omuzuna elimi atmışım ve zıplıyoruz.Maraton'u tezahüratlarımıza dahil ediyoruz.Bazen de Kapalı tribünü canlı tutmak için çalışıyoruz...Hepsinden önemlisi eğleniyoruz...
Maçta atılan 5 golün 3ü önümüzde olduğundan şanslıyız.Diğer 2 golün gol olduğunu ise oyuncular sevinmeye başladıktan sonra anlayailecek uzaklıktayız kaleye.Maçta Fabian Ernst çok iyi oynadı.Sahada basmadık yer bırakmadı, bir topu direkten döndü,pasları olumluydu,oyunu iyi yönlendirdi...Özellikle izlemek istediğim ve çok beğendiğim Zapo ise beni ilk yarım saatte şaşırttı.Ondan beklediğim oyunu geç de olsa sergiledi.Tello,Nobre,Bobo arı gibiydi.Özellikle Bobo 1 gol 1 asist ile takımını galibiyete taşıdı...Maçta Gökhan Zan'ın olmaması,Serdar Özkan'ın oyuna girmemesi ve Nobre'nin süpriz bir şekilde kadroda olması beni çok sevindiren olaylar arasındaydı...
Gelelim haftanın diğer olaylarına...
Çok değil bundan 3-5 sene önce, her sene gittiğimiz Foça sahillerinde benimle yaşıt bir gençle tanıştım: Umut Sözen.1990 doğumlu bu genç daha o zamanlar Altay'ın Yıldız takımında oynuyor ve Milli Takım seçmelerine katılıyordu.Hemen her gün sahil kenarında minyatür kalelerde maç yapardık.Tekniği ve oyun zekası yaşıtlarından kat kat üstün olan bu çocuğun gelecek vaad ettiği açıktı.Daha iyi yerlere gelebilecek yeteneğe sahip olduğunu fırsat verilirse gösterecektir.Gel gelelim 2 sezon önce Ankaraspor'a Aykut Kocaman zamanında, yetiştirme bedeli karşılığında Altay'dan koparılan bu genç şimdiye kadar Süper Lig'de sadece 5 dk forma giyebilmişti.Sivasspor maçında oyuna girdi ve golünü attı.Hala arkadaşım olan Umut'u 2 kere tebrik ediyorum.
1- Golü ve güzel oyunu için.
2- İkinci Fatih Terim vakası ,artist Bülent Uygun'u bu hallere soktuğu için.

Bülent Uygun'un bu hareketlerini gördükten sonra aklıma bir soru geldi.Hani her kırılan koltuk,sahaya atılan her madde ve her küfürlü tezahürat sonrası kapanan stadlar, verilen para cezalarını normal ve haklı görüyoruz ya...Bir antrenörün kulübeyi bu şekilde tekmelemesinin bir cezası yok mu?Hakemlerle kavga edercesine bağıran ve ardından ağız hareketlerine bakıldığında küfür eden bir adam ,Türkiye'nin en iyi hocalarından biri gösteriliyor.Tıpkı Emre Belözoğlu'nun Milli Takımın beyni olması gibi...Eğer Bülent Uygun Türkiye'nin en iyi antrenörlerinden biriyse, Türkiye'de futboldan söz etmek mümkün değil...
Ve bu adamlar tribüne kol işareti yapar,rakibe tekme atar,rakibine senin kafanı koparacağım işareti yapar,hakemlerle böyle bir üslupla konuşur, kulübeyi tekmeler,küfrederlerse taraftarların en ufak hatada hakeme küfür etmesi,koltukları kırması normal karşılanabilir.Hatta ve hatta aldıkları cezaya bile tepki göstermeleri normal.Çünkü bu büyük! adamlar yaptığı hareketlerden ceza almıyorlar ve her geçen gün şiddetini artıyorlar bu hareketlerinin...

Tek Kare

3 gol 1 malbora

7 Mart 2009 Cumartesi

Brezilya - Barcelona maç sonucu ne olur?

Bu iki takım maç yapsa sonuç ne olur diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Brezilya'nın son dönemlerdeki dağınık halleri, Barcelona'nın binyılın futbolunu oynuyor olması, Barça'yı öne çıkarıyor. Esas ilginç olan konu ise bu iki takım hiçbirimize yabancı gelmiyor olması.

Bizim ülkede pek çok kişi Dünya Kupalarında Brezilya'yı İspanya'da ve ŞL'de Barcelonayı tutar(Yalansa yalan diyin). Diğer yandan çok ortak özelliği var bu iki takımın. İkisi de futbolu yıllardır güzel oynama derdinde. Amaçları kazanmak değil, güzel oynayıp kazanmak. Yani dünyanın diğer bütün takımları gibi değilde futbolu seyirci tarafından görüyorlar. İkisi de B ile başlıyor mesela. Tıpkı Beşiktaş gibi. Biz de aslında güzel futbolu çok seviyoruz, oynamayı, izlemeyi çok istiyoruz ama bir türlü olmuyor. Neyse 2B'ye geri dönelim.

İki takımın yıllar boyunca pek çok ortak futbolcuları oldu. Romario, Ronaldo, Rivaldo, Ronaldinho şimdi de Daniel Alves ülkeleriyle ve kulüpleriyle aynı anda özdeşleştiler. 94'te Romario, 98'de Ronaldo, 2002'de Ronaldo-Ronaldinho, 2006'da Ronaldindo dünyanın kupasında Brezilya'nın yıldızıyken, aynı anda da Barcelona futbolcusuydu. Yani Camp Nou tribünleri sambaya bayılıyor.

Gelelim maçın sonucuna... Maç muhtemelen bol gollü ve berabere bitecektir. Hayali bir tahmin olarak 3-3 oldukça uygun görünüyor. Ancak skor ne olursa olsun kazanan Barcelona olacaktır. Çünkü Güney Amerika'nın en büyük ülkesi Catalunya'yı tanımış olacaktır.

5 Mart 2009 Perşembe

Taraftar uyuma işçilere sahip çık

Krizi halk olarak iliğimize kadar hissettiğimiz bu günlerde TOKİ’nin müteahhiğinde yapılan Aslantepe’deki stad toplam 195,000,000 €(195 milyon Yuro-Euro-Avro)‘ya mal olacak. Bunun yanı sıra Türk Telekom Aslantepe'deki Galatasaray'a ait olacak stadın isim haklarını 10 yıllığına 102,500,000 $(102,5 milyon dolar)‘a satın aldı ve stadın ismi Türk Telekom Arena olacak. Tabi devlet bunu karşılıksız yapmayacak. Şimdiki Ali Sami Yen stadının yerini devralacak devlet büyük bir ihtimalle tarihi stadın arazisini milyar dolarlık bir bedelle yabancılara -tercihen Dubaililere- satılacaktır.

Şimdi tekrar baştaki habere dönelim. 3 aydır maaş alamayan, ekmek almak için milyon doların milyonda birini bulamayan işçiler hakkında yazılmış. Üstelik 1,5 yıldır devam eden inşaatta, bu işçilerin dördüncü kez iş bırakışı. Evet kriz var ama kime? Galatasaray'a mı, Türk Telekom’a mı, devlete mi, işçiye mi?

Şartlar bir şekilde değişse ve Galatasaray'ın yerinde Beşiktaş olsaydı; stadı yapan işçilere aynı haksızlıklar yapılsaydı, Beşiktaş'lı taraftarlar susmazdı. Çarşı o zaman da müteahhitlere karşı olup, işçilerin yanında onlara destek olurdu.

4 Mart 2009 Çarşamba

Tek Kare

Bizim A

2 Mart 2009 Pazartesi

BEŞİKTAŞ, MUSTAFA DENİZLİ'YE RAĞMEN KAZANIYOR


Beşiktaş, Mustafa Hoca tarafından doğru kadroyla sahaya sürülemediği için doğal olarak ta iyi oynayamıyor. Sonuca bakıp ta günü kurtardık diye kimse başta Mustafa Hoca sevinmesin sakın.
Her hafta değişik bir kadro, ya çok temkinli ya çok deli danalar gibi saldırmaya çalışan bir oyun anlayışı, birbiriyle çelişen bir oyun kurgusu. Takımın belirgin bir sistemi yok.İdeal bir kadro oluşturulamıyor. Mustafa Hoca bir şeyi sakın unutmasın. O sıradan bir takımı değil sahaya formasını koysa, ya da bütün maçlarına teknik adamsız çıksa ilk dörde girecek Beşiktaş'ın teknik adamı.
Öyle bir saha içi kurgusu var ki Beşiktaş'ın, anlayan beri gelsin. Mustafa Hoca dahil kimsenin anlayabileceği bir şey değil.Takım ya hücum bölgesinde ya defans çizgisi üzerinde oynuyor. Günümüz futbolunun en önemli bölgesi olan orta saha hemen her maç pas geçiliyor. Bugünkü maçta koca orta saha kanar adamlar hariç(Tello ve Ekrem)sadece Ernst'e teslim edilmiş. Bu dışardan çok açık bir biçimde görülebilirken, Denizli'nin bunu görememesi nasıl açıklanabilir ki? Beşiktaş takımında şu gün itibarıyla çok açık ve net olan bir gerçek vardır: Takım ileride Bobo ve Nobre'yi birlikte kullanmadan ve orta sahada Ernst'in partneri, Uğur ya da Cisse olmadan bu takım bu yıl şampiyon olamaz....
Mustafa Denizli eğer ileride Nobre ve Bobo'yu birlikte kullanacaksa onların gerisinde oynaması gereken futbolcu Delgado ya da Yusuf Şimşek olmamalıdır diye düşünüyoruz. Bu kendi elinle koca orta sahanın rakibe teslim edilmesinden başka bir sonuç vermez. Eğer bu gün İstanbul Belediye forvetleri biraz becerikli olsa ya da kalecimiz Hakan gününde olmasa Mustafa Hoca ne söyleyecekti ki çok merak ediyorum.? Bıraksın bu Delgado sevdasını...Takımın orasıyla burasıyla oynamayı kesmeli Mustafa Denizli...Bu ne biçim egoymuş, bu ne kendini ispat etme çabasıdır, bu ne kompleksmiş be...Ya çok korkak ya çok cesur... Ortası yok mu bunun Hoca ?
Bu ülkede biraz palazlanan, az da olsa standart üstü, şansına başarıyı yakalamış, tesadüfen elde edilmiş başarılar ve onları zorla kahraman yapan bileşenler ve onların yarattığı büyük insanlar !!! hep korkutur bizi. Her gün kendini yeniden ispat etme düşünceleri, farklı işler yapma işgüzarlıkları ve her seferinde şapkadan tavşan çıkartma sevdaları onların en büyük düşmanlarıdır aslında...