19 Aralık 2009 Cumartesi

Futboldan baskete



İnterneti karıştırırken Totti ve De Rossi'nin Lottomatica Roma formasıyla basketbol oynarkenki fotoğraflarını gördüm. Tabi bu olay World Food Programme'ın açları doyurmak için yaptığı bi kampanyadan ama sonra aklıma ilk gelen şey, "ya bizim futbol takımından bir basketbol takımı çıkarmaya kalksak kimi nereye koyardık?" oldu.

Öncelikle guard olarak iki tecihimizden ilki Tello, diğer tercihimi ben İbrahim Kaş'tan yana kullanıyorum. En azından belki basketbol sarar da futbolu unutur. Sonra forvete futbolda ipe sapa gelmez ama yetenekli elemanımız Bahutan'ı koymak yararlı olur sanki. Ardından Ferrari'ye biraz hava değişikliği olsun diye onu forvete koyabiliriz. En sonunda ne oynayabilen, ne gönderilebilen Delgado'yu "belki bu çocuk basketbolda daha yeteneklidir" diyerek posta koyardım. Muhtemelen pek iş yapamayacağını düşündüğüm Delgado'nun yedeği olarak sanırım Deli İbo doğru tercih olur. Malum basketbolda yaş sınırı 40'a kadar dayanıyor. Ee bu adam oynadıkça öğreniyor da.. Bir iki sene sabretsek kıvama gelir sanki, Köybaşı'na da gün doğar..

İstanbul'dan Bir Haber Geldi...

Eskişehir'de öğrenci hayatı yaşamak çok da kolay bir iş değil.Belli başlı zorlukları var.En kötü yanı ise internetin ve televizyonun olmaması.Yani üniversite öğrencilerinin dünyadan bir haber olmasını anlamak o kadar da güç değil.Hele hele eve gazete de girmiyorsa tamamdır.Bunları yazıyorum buraya çünkü iyi mi kötü mü anlamamaya başladım.Hatta tüm bunların iyi olduğunu bile düşünmeye başlıyorum.Neden mi? Bir kere rahatsın.Hükümetten,son dedikodulardan,spordan,teknolojiden bir habersin ve buna Beşiktaş da dahil.Diyorsanız ki bunun neresi iyi.Maç sonuçlarını görüyorsun ve sinirlenmeye sebebin olmuyor.Maç var bu salı diye stres olmuyorsun mesela.Birinden bi konuşma esnasında öğreniveriyorsun ve kahvede yaşlı amcalar arasında çayın yanında izliyorsun maçını.İçinde biriken küfürleri fazlasıyla ediyorlar çevrende sana sadece onlara katılmak kalıyor.Bir Grup Yorum konserindesin ve haber Ankara'dan ulaşıyor o esnada.Beşiktaş 1-Manisa 0 gol Bobo.Sevinmiyorsun canlı canlı izlediğin zamanki kadar.Biraz sonra şaşılmayacak şekilde mesaj 1-1.Üzülmüyorsun çünkü maçı izleyip de oyuncuların saçmalamalarını izlemiyorsun.
Bir hafta sonu ailenin yanına geliyorsun.Yine anında aldığın bir haberle trenden indikten 15 dakika sonra Beşiktaş maçı olduğunu öğreniyorsun.Öğrenci halinle atlıyorsun taksiye ve diyorsun abi şu radyoyu aç.Ne de olsa artık teknoloji ayağının altında.Eve giriyorsun ve kuruluyorsun her zamanki yerine o da ne...İstanbul'dan bir haber var.Bursaspor göz göre göre gol atıyor ve Beşiktaş'ın kaleye şutu yok.Beşiktaş'ın bulduğu iki golden sonra fikri değişiyor insanın ta ki son 7 dakikada 2 gol Beşiktaş kalesine süzülürken görene kadar.
Artık İstanbul'dan haber gelmesin istiyorum.Öğrenci hayatı ömür boyu çekilir yeter ki Beşiktaş'ın kalesine giren bir top görmesin şu gözler...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yaratıcı Futbolcular ve Korkak Denizli?


Tek tek sayarsak: kalemizde Rüştü,İbrahim Toraman,Sivok,Ferari,İsmail,dörlü bir defans.Önlerinde Fink ve Erst.Solda da Ekrem var. Ettimi 8. Kalanlar Tello,Nihat ve en uçta da Bobo.
Şurası çok açık ve net. Beşiktaş'ın Manisa maçına çıkan ilk 11'inin, yukarda saydığımız ilk 8 futbolcusunun yıllık gol ortalaması bir sezon boyunca toplamda 10 gol olabilir mi? Bu futbolcular hayatları boyunca bu gole ulaşabilirler mi bir sezon boyu? Kim nasıl oynarsa oynasın iyi yada kötü derdimiz bu değil.Ama futbol nihai olarak rakip kaleye gol atma üzerine kurulu bir oyun. Özellikle bu 8 futbolcuyla maça başlayan bir kafanın gol diye bir derdinin olmaması gerekiyor.
Belki zorluk derecesi yüksek yurt içi ve yurt dışı maçlarında, maç sonucunu da düşünerek oynamak değil ama oynamamak üzerine kurulu bir oyunda bu kadroyla istediğin sonucu alabilirsin, yada saha içi taktiğin belki işlerlik kazanabilir. Ama rakip Manisa gibi sıradan bir takımsa ve sen tam 8 futbolcunu oynamamaya-bozmaya yönelik bir kadroyla çıkartıyorsan dilim varmıyor ama sen fena halde korkmaya başlamışsın Mustafa Hoca.
Manisa maçında tek golümüzü atan Bobo'yu bir tarafa bırakırsak, diğer gol umudumuz Tello geçen yılki sonucu değiştirebilen Tello değil. Nihat bildiğimiz Nihat'ı geçtik,boş işler yapmakta üstüne yok. Nihat'a kötü futbolcu demiyoruz ama vurmaması gereken yerlerden topa vurması, bencilliği, egoizmi gevezeliği, saha içinde yardımcı hakem tavırları fena halde canımızı sıkıyor. Nihat şans bulduğu sürece elbette gol atacak atmasına da o gol atmasından sonraki kahraman,maç kurtaran futbolcu tavırlarının da gözümüzde pek bir önemi olmayacak.Bir insan geçmişiyle ne kadar yaşayabilir ki? İnsanın ne olduğundan çok ne olacağı önemlidir. Nihat'a bunu birilerinin hatırlatması gerekiyor.
Futbolda nihai amaç goldür, gol ise usta ayakların işi.Yeni şeyler keşfetmeyi ısrarla ve inatla başka mecralarda aramak gerekiyor Mustafa Hocam. Kenarda bekleyen ve unutulan, en azından Nihat kadar, Uğur İnceman kadar, İbrahim Kaş yada Serdar Özkan kadar şans verilmesini beklediğimiz Tabata varken sen o yukarda saydığımız 8-9 düz, futbolun sadece koşu yanıyla öne çıkan futbolcularla maça başlarsan, maçların sonucuna da, ligde en az gol atan takım olmamıza da fazla şaşırmamak gerekiyor.
Beşiktaş yıllardır saha içi yaratıcı oyuncu sıkıntısı çekiyor. Bu işlerde öyle Yusuflarla Serdatlarla olacak iş değil.Kenarda olanlar kullanılmıyorsa bu soruna bir şekilde çözüm bulmak gerekiyor. Sahaya çıkan böyle bir kadronun nasıl gol atacağını birinin bize söylemesi gerekiyor.En başta da sözüm ona hücum futbolu savunucusu cesur Mustafa Denizli'nin ?...
13 Aralık 2009

4 Aralık 2009 Cuma

KARTALIN DİYARBAKIR AÇILIMI...Hepimiz Kardeşiz.


Beşiktaş bu sezon ayağına kadar gelen liderlik fırsatını istemedi desek yeridir. Anlaşılan o ki bu 9 da 9 yapmak kimseye kısmet olmayacak. Oysa bu sezon belki de ilk defa rakibini sahasından çıkarmayan bir Beşiktaş izledik. Sağdan, soldan, ortadan yüklendikçe yüklendi takım ama top bir türlü kaleye girmedi.
Mustafa hocayı sahaya çıkarttığı kadro itibarıyla eleştirmek insafsızlık olabilir.Lakin topu hep ayağına isteyen ve bekleyen Tello neyse de, Nihat'ın ikinci yarıda oyuna giren Tabata'nın özellikle de Yusuf'un oynadığı futbolun sorgulanması,gol umudumuz Nobre'nin verimsizliği acilen derinden incelenmelidir.
Bu saydıklarımız sözüm ona takımın yaratıcı olan teknik ayakları, gol umutları yani.Ama görünen o ki, bu ayaklar son haftalardaki yoğun maç trafiğinden dolayı yorgun düşmüşler.Bunu ikinci yarıda açık seçik gördük. Bir ara baktım da takımın dinamosu Ernst bile yürüyemez durumda.
Bazen istenmeyen sonuçlar almak kaçınılmazdır, olur böyle şeyler. Beşiktaş maç boyunca önemli fırsatlar kaçırdı.Bazen futbolcularımızın beceriksizliği bazen de Diyarbakır kalecisi Gökhan'ın becerisi öne çıktı.
Yukarda da belirttiğimiz Beşiktaş bu maçtan galip çıksaydı bile sorgulanması ve düzeltilmesi gereken saha içi sorunları var. Belki bu Yusuf'la sezon içinde birkaç maç maç kazanabilirsin ama yüzünü, ileriye- geleceğe dönemezsin.Belki Nihat gelecek maçlarda daha verimli olacak ama, şimdilik şu saha içi verimsizliğinde bile takımın sahibi gibi davranmamalı.Takımın gol umudu Nobre 1 yıldır gol atamıyor. Değil 300 gün, 3000 günde maç oynasa bu Nobre'ye gol umutlarını bağlayan takım ancak günü kurtarır geleceği değil. Yalnız sorun Nobre'den çok oyunun genel yapısıyla da alakalıdır bir durumdur bu.
Ne yaparsan yap bazen istediklerin olmaz saha içinde, bu maçta öyle bir maçtı.Beşiktaşlı futbolcuların canları sağ olsun. Belediye takımlarını değil ama farklı bölgelerimizdeki şehir takımlarının ligimize renk katacağından hareketle, Diyarbakır şehrini de, takımını da severiz. Varsın onlara puan verelim. Başlıkta da dediğimiz gibi hepimiz kardeşiz nasıl olsa.

26 Kasım 2009 Perşembe

Man. Utd -Beşiktaş: 0-1
























Ne bir söz çıkıyor ağzımdan ne de bir şey dökülüyor kalemimden sadece gülüyorum...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Kazım'ın Dili Olmuş Papuç...


Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinden önce twitter hesabına 8jk yazan bu futbolcu bozuntusu, dün gece 2 sularında twitter'ında bir bomba daha patlattı."Neden Avrupa'da hiç Türk hakem yok?" yazan Kazım'a bizden de bir soru gelsin...
Neden İngiltere Milli Takımı'nda değil de Türkiye'desin ve Premier Lig yerine Süper Lig'desin?
Demekki neymiş, herkesin bir kapasitesi varmış.Tek fark hakemler senin maç içinde yaptığın hataları, ettiğin küfürleri o kısıtlı olup o kadarını bile kullanamadığn yeteneğini söylemiyor ama senin dilin olmuş papuç anca konuşursun...

22 Kasım 2009 Pazar

Unuttuğumuz Sevinçler...


Beşiktaş'ın kendi evinde, ezeli rakip Fenerbahçe'yi net bir skorla 3-0 yenmesi epeydir kupa maçları haricinde tatmadığımız bir mutluluğu yaşattı bize.

Bu maç öncesi rakip teknik adam Daum'un Fenere oynatacağı futbol belli. Sağlamcı bir anlayışla yenilmemek üzerine kurulu klasik bir alman futbol kafası. Buna karşılık geçmişte bütün maçlarına kazanma arzusuyla çıkan Denizli ise her maçta gerek anlayış,gerekse de çıkarttığı kadro itibarıyla istikrarsız ve bilinmezlikle dolu.

İki takımda bu maçta önce yenilmemek üzerine kurmuş futbol felsefesini. Alman Daum'u anlarız da Denizliyi anlamak diyalektik bir sorun. Şimdilik O iş de da bizi aşar bir bilene sormak lazım.
Önce Fenerbahçe ye bakalım. Kenarda Semih dururken Kazım'dan santrafor yaratmak belki futbol anlayışı olarak doğruda. Bu pototipe uyacak adam Kazım mı işte orası tartışılır. 75'de kırmızı gören ve ondan sonrada eksik kalan Fenerin santraforu olabilecek adamı değildir Kazım, Drogba değil ki Kazım. Emre sakatlanıncaya kadar ortada geçen maç, onun çıkmasıyla Beşiktaş'a döndü desek yalan olmaz. Lugano yorgun,Önder tedirgin Carlos gitmeyi kafasına koymuş misafir sanatçı gibi.Gökhan ise bizi de şaşırtan düşük bir performans izliyor. Alex ise Alman Fink'in pençesinde sağından soluna dönemiyor.
Fener bu halde iken Beşiktaş'ımız nasıldı peki.

Özellikle şunun altını çizmekte fayda var. Beşiktaş'ın bu defans anlayışı benim son yıllarda gördüğüm en uyumlu ve en agresif defansıdır.Sağda Toraman vebu maçta iki asiste oynayan solda Üzülmez ve göbekte Sivok,Ferrari dörtlüsü neredeyse kusursuz oynuyorlar epeydir. Önlerinde oynayan Ernst ise bu takımın motorudur desek abartmış olmayız. Bu maçta bizi asıl şaşırtan şey, Beşiktaş'ın kadrosunda bizim pek de sıcak bakmadığımız Fink oldu. Alex'le adam adama oynayan ve sahadan Alex'i silen bu futbolcu bizim sahalarda pek sık görmeye alışkın olmadığımız ilk golü atarak da bu maçın kazanılmasında başrol oynadı.Bobo'nun attığı ikinci golün zorluğunu da, ancak bu işi gerçekten bilen bilir.Beşiktaş'ın forvetinde Nobre'mi yoksa Bobo'mu oynar ? diye tartışma yürütenlere bir selamda biz çakalım Bobo'mla birlikte.

Milletin ağzında bir laf dolaşıyor epeydir. "Serdar Özkan yeteneklidir "diye. Diyelim ki ve farz edelim ki doğrudur bu görüş... peki bu yetenek ne işe yarar ki ? Batsın böyle yetenek ve olmaz olsun. Özkan gibi yetenekli olmaktansa İbrahim Üzülmez, Fink ve Ernst gibi olmak daha önemlidir gözümüzde. Yeteneğine inanmadığım ve hep kuşku duyduğum, şüpheyle baktığım Serdar Özkan'a o formayı hiç bir zaman yakıştıramadım ben. Yetenekleri varsa gitsin Bursa'da, Antep'de göstersin.
Birde Yusuf sorunumuz var bizim. Allahı var S.Özkan'ın tersine topla iyi haşır-neşir ve 3 kişiyi geçmeden,onları sağa sola yatırıp orgazm olmadan kimseye top falan atmıyor. Yıl 2009 ...Günümüz futbolu ve Yusuf...Boş versene...

Her şeye rağmen bu galibiyet Beşiktaş'ıda şampiyonluk yarışının içinde tutacaktır.En azından temennimiz bu yönde.
Hiçbir yasal gerekçe yokken ve faşizan bir tutumla 1 yıl süreyle stadlara alınmayacak olan arkadaşların yerine....Haydi hep beraber...


Yeterrrrrrrrr Yıldırım Demirören Yeterrrrrrrrrr